“şiir sadece emek işi değil; yürek işidir öncelikle. Kalifiye bir dil yetmez, kalifiye bir yürek de gerektirir. Yürekten kopan çığlıkları, yüreklere ulaştıracak kanatları olan şiir; insanı içten içe bir güzelleştirme eylemidir.”
Aydın Alp
AŞKI OLMAYANIN ŞİİRİ OLMAZ
Şiire başladığım güne kadar yazmak, aklımın ucundan bile geçmemişti. Âşık olduğum için yazmaya başladım. Sonra yazdıklarım toplumsal olaylarla iç içe geçtiğinde ve gecelerde bu yazdığım şiirleri okuduğumda, karakollarda beş ton dayak yedim. Bu dayak üzerine, işi biraz daha ciddiye aldım. Hemen ardından 12 Eylül’le öğretmenliğim de gasp edilince, şair olma lanetini artık hükmen kabullendim.
Vergidar, kendini misafir eden ağanın evinde rakısını çıkarıyor ve içiyor. Meraklı olan ağaya da tattırıyor. Ağanın suratı çarşamba pazarına dönüyor ve ağa dönüp vergidara içtenlikle: Beyim, bunu devlet zoruyla mı içiyorsun, diyor. Hani benim şiire vurulmam kendiliğinden; ama şiirle nikâhım devlet zoruyla oldu. Aşkımızı bile özgür yaşayamadık yani!
Evet, şiir yazdığım için bin pişman edildim. Kafama indirilen darbelerden, başımı koruyacak saç bile kalmadı. Yani anlattığım gibi, şiiri ben seçmedim, şiir beni seçti. Benim böyle seçilmem, hayra alamet değil. Şimdi bir ayağım çukurda, halen de yakamı kurtaramamışım şiirden. Bugüne kadar bir Allah’ın kulu da iyi ki yazıyorsun, dememiş. Hem devlet hem de muhaliflerin karşıya aldığı bir insan olmayı ancak şiirle başarabilir bir insan. Gurur duyuyorum bu özelliğimle: Demek ki içselleştirilememiş ve sindirilememişim ben.
Peki, şimdi artık daha rahat “Niçin şiir?” sorusuna yanıt vereyim. Şiir, belki de en arkaik türdür. Ve insanlığın yazgısını paylaşmıştır. İnsanlığın yaşama tutunmasını sağlayan ciddi bir silah olarak kullanılmıştır. İşte o arkaik çağlardaki böyle bire bir işleve sahip bir şey değil şiir. Kalabalıkları; malvarlığı, sermaye, para ilgilendiriyor artık. Ve paranın insanları tersyüz ettiği bu koşullarda, Şamanlarının ruhu gelip beni bulmuş. İyi de Şamanlar dönemindeki kanatlı sözlere kulak kesilen bir topluluğumuz yok ne yazık ki! Tekellerin egemen olduğu bu çürümüş düzende, yaşatabiliyorsan gel de incelikleri yaşat! Şaire yalvaç gözüyle baktıkları önceki yüzyıllarda da yaşamıyorum. Bu kirli ve kanlı yüzyılda bütün egemenler, şiire düşman; çevremdeki emekçi sınıflardaki bazı insanlar da şiirlerle birlikte sana da düşman! Hatta bazı yazan çizenler de buna dâhil! Kıskançlıktan bazıları resmen kuduz oluyor, ağızları köpürüyor! Hallerine acıyorsun. Onlara katkıların da olduğu halde. Gerçekten araştırılmaya değer bir şey yani. Ben bu yırtıcı koşullarda bile hem şair hem de iyi bir insanım. Üstelik başkalarını kıskanma duygusu taşımayan, hatta kendine zarar verme pahasına başkalarına emek veren saftirik biriyim. “Sonsuza dek saklayabileceğiniz tek zenginlik, başkalarına verdiğinizdir.” (MARCUS AURELİUS) Böyle bir ruhum var. Önceleri annem, başkaları için kendimi paralamama çok kızardı. Dünyalar iyisi bir insan olduğu halde, o bile kızardı. Şimdilerde eşim de benim böyle hallerime bazen çok kızıyor. Başka şekilde davranmak, elimden gelmiyor. İnsan doğası, böyle bir şey olsa gerek.
Yaşadıkça öyle çok darbeler aldım ki artık kalabalıklardan biraz uzak durarak, biraz mesafeli davranarak kendimi korumaya çalışıyorum. Kürtçe “çawewi barnabe”* ( kıskanç) dediğimiz tipleri, kendimden uzak tutuyorum. Bana hayran ve benim gibi olmak isteyen tiplerden özellikle sakınıyorum kendimi. Hani laf aramızda, ben de kendimi böyle mattah bulsam, ne gezer! Hani yabancılaşsam da insanlara üstten baksam; özellikle sözünü ettiğim tiplerin, bana uşaklık yapacağını da biliyorum. Asla! Hayatım boyunca mert yaşadım ve mert yaşayacağım.
NİÇİN ŞİİR? -2-
SANAT, BİR İYİLİK DUYGUSUDUR.
Evet, şiir sadece emek işi değil; yürek işidir öncelikle. Kalifiye bir dil yetmez, kalifiye bir yürek de gerektirir. Yürekten kopan çığlıkları, yüreklere ulaştıracak kanatları olan şiir; insanı içten içe bir güzelleştirme eylemidir. Şiir, içsel bir operasyonla insanı estetize etme ve daha insanileştirme eylemidir. Ve her tür çirkinliğe, haksızlığa başkaldırıdır. Yüreğin çığlıkları olan şiir, ilk dönemden bugüne gelen özgürlük çağrısıdır. Ve şairler, herkesin konuştuğu dilden yarattıkları kendilerine özgü şiir diliyle de sözün ayaklarını yerden keserler! İşte şiir, bu taşkın duyguların taşıyıcısı bir dildir. Ve şiir, kahkahalar kadar sesli ve gözyaşları kadar usul konuşur! Zaten bir iyilik duygusudur sanat! Ve şairlerin, başkalarının acılarına ve sevinçlerine kulak kesilen bir ruhları ve kişilikleri vardır ve öyle de olmalıdır. Alevler içindeki eve giren ve insanları kurtaran itfaiyecilerdir şairler. Metafora bakıp işi cesarete indirgediğimi düşünmeyin. Evet, yürekli olmayınca olmaz; ama işin ehli olmak da gereklidir. Şiir, ölümün alevli ellerinden kurtarılan mucizelerdir; yaşama sevinci taşıyan mucizelerdir.
Evet, benim şiirime gelince: Yaşadıklarımın dökümüdür benim için şiir. Yüreğimin topoğrafyasıdır. Benim yalansız, ruhsal kimliğimdir. Yüreğimin çığlıklarının, akustik bir dile dökülüşüdür. Yüreğimin püskürdüğü lavlarla yazılanlardır. Sahici, sıcak, samimi, candan, yürekten düşündüklerimdir. Şiirler sayesinde yürek gözüyle bakıyorum dünyaya! Ben çekilen acıların zehrini şiirle, yazıyla, kahkahalarla dışarı atabiliyorum. Bu kahredici ortamda acılaşmamak da bir ciddi tavırdır diye düşünüyorum. Ben yazdıklarımla güncelliyorum kendimi ve daha insan kalıyorum.
Ben öldükten sonra, biliyorum, “Aydınlar ölmez!” diyecekler. Halt edecekler! Yaşarken sahip çıkmayanlar; zaten önce öldürür, sonra da cesedine sahip çıkarlar! “Sağlık sular olsun dünya!”
Biliyorum, daha cesedim soğumadan leş kargaları kuşatacak yazdıklarımı. Adımı ve kitaplarımı kirletecekler. Benden uzak dursunlar, diyorum. İzin vermiyorum beni anmalarına. Biliyorum ki vefa, bir semt adı bile değil artık. Ölü sever bir toplum olduk. Yaşayanlara değer vermiyoruz. Ben ardımdan beni ananların da diyeceğim neredeyse. Sana her türlü kötülüğü yapsınlar ve ardından da özellikle onlar seni ansınlar. Nasıl bir alçaklıktır bu! İnanılır gibi değil!
Ben kalabalık yaşanan bir dönemde yetiştim. Çocukluğum, toyluğum ve devrimci gençliğim, hep kalabalıklar içinde geçti. Ve birden 12 Eylül’le hayatın bir de karanlık yüzü göründü. Kinli ve kanlıydı. Dehşet vericiydi. Seni kuşatan kalabalıklar, sapır sapır döküldü. Diyarbakır’ın yakıcı, kavurucu sevgisinden, birden yalnızlığın ve kimsesizliğin Alaska’sına düştüm.
Ben 78 Kuşağı’yım. Hayat, acımasız davrandı bize. Bizim kuşak ya öldürüldü ya içeri atıldı ya da açlığa mahkûm edildi. Faili meçhuller oldu, köyler yakıldı, kentler bombalandı. Ölümler, ölümler üstüne geldi. İnsanlar, katmerli bir biçimde kuşatıldı. Emek verdiklerim de kof çıktı. “İnsanın gözüne dost görünenlerin, yarası daha derin olur!” Hani, ‘pirincin içindeki beyaz taşların’ hainliği gibi. Tamam, yıllar öncesinden tanıdıklarımın, emek verdiklerimin ve bazı akrabaların dostluk yapmaya yürekleri yok, anladık da bari düşmanlık yapmasalar! Hani ellerinden gelse, öldürecekler beni. Yemin ederim yazmaktan ve insanları sevmekten ve onlara yardım etmekten başka “suçum” yok. Başka ülkelerde de öyle mi bilmem; ama bizim burada böyle! Mert olamayanlar, en namert olmaya mahkûmmuş! Yaşadıkça, çevremdeki akreplerden öğrendim bunları.
Bak kardeşim, ben mertçe yaşıyor ve öyle yazıyorum. İnsanların yüreği biçimli olsun da istiyorum. Yaşadığım sürece, güzelliklerden yana olacağım. Ve ölürsem, uzun süre, sakın kimse benim için anma günü yapmasın! Şu anda sadece resmi ve yarı resmi olanlar, organize halindeler. Günahım kadar sevmem onları. Benden uzak olsunlar! Aradan belli bir zaman geçtikten sonra, gerçek sanatseverler andığında, o zaman bir sanatçının anması olacağından kabulümdür. İyi yürekli insanlara selam olsun, diyorum.
ÖZGEÇMİŞ:
Aydın Alp, 01. 01. 1958 Diyarbakır doğumlu. 1979–80 öğretim yılı Diyarbakır Eğitim Enstitüsü/Türkçe bölümü mezunu. 1991–92 Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu. DİSED’in (Diyarbakır Sanatçılar Edebiyatçılar ve Sanatseverler Derneği) kurucusu. 1998’de yayımlanan “Amida” dergisinin editörü. Yerel gazetelerde yazıyor! Diyarbakır’da yaşamını ve eğitimciliğini sürdüren şairin, yazarın; Sisem ve Lorin adlı iki kız çocuğu var.
YAYIMLANMIŞ ESERLERİ:
1. Şarkılar Tılsımı (şiir) Memleket, 1986 – Ankara
2. Ateşin Kehâneti (şiir) Memleket, 1989 – Ankara
3. Yüreğim Ülkem Gibi (şiir) Cem, 1993– İstanbul
4. Aşkla Vurulan (şiir) Cem, 1996 – İstanbul
5. Amed’in Dolunayı (şiir) Sî, 2002 – İstanbul
6. Yalnız Düşenlere Ağıt (şiir) Diclem Sahaf, 2007 – Diyarbakır
7. Tufanlardan Artakalan (şiir) J&J, 2015 – Diyarbakır
8. Amed’in Kelebeği (şiir) J&J, 2018 Diyarbakır
9. Aşkı Olmayanın Şiiri Olmaz (Denemeler) J&J, 2018 – Diyarbakır
10. Yüreğinizin Kapılarını Kıracağım (şiir) J&J, 2019 Diyarbakır
11. Ruhlar Mahşeri (Toplu Şiirler – 1) J&J, 2015 – Diyarbakır
12. Ülkesini Yüreğinde Taşıyanlar (Toplu Şiirler – 2) J&J, 2023 – Diyarbakır
13. Şiir Gerillası (şiir) J&J, 2023 – Diyarbakır
14. Pîjahmo– Bağlar Güneşi Çocukları – 1 (Roman) 5. Baskı J&J, 2023 – Diyarbakır
15. Memleketimiz Yas Evimiz (deneme) J&J, 2023 – Diyarbakır
16. Çift Kanatlı Özgürlük (Şiir) J&J, 2024 – Diyarbakır
17. Aşkın Şövalyesi (Şiir) J&J, 2025 – Diyarbakır
……………………………………………………………………………..
NOT: RUHLAR MAHŞERİ (Toplu Şiirler-1) ve ÜLKESİNİ YÜREĞİNDE TAŞIYANLAR (Toplu Şiirler-2) Toplu Şiirler kitaplarından şiir paylaşmayacağım. Sadece bu son basılan üç kitabın ( ŞİİR GERİLLASI-ÇİFT KANATLI ÖZGÜRLÜK-AŞKIN ŞÖVALYESİ) her birinden iki şiirle okuyuculara merhaba diyeceğim.
TEPEDEN TIRNAĞA
Adım Aydın Alp
Kurmancım
Yok sayılan bir halkın çocuğuyum
Gözlerimin ışığı eşim
Ve dünyalar güzeli iki kızım
Ve bir şair yüreğim var
Ondandır
Diyarbakır Surları kadar yalnızım
Ondandır yıkımlar albümüdür hayatım
Acıyla anımsıyorum şimdi
Çocuktuk ve savunmasız
Herkesle bir sanıyorduk kendimizi
Ha bire dövülüyordu ruhlarımız
Hem yoksulduk hem öteki
Köşeye her sıkıştırılanlar gibi
Salıverdik biz de yüreklerimizi
Yaşamaktır karşı koymak, dedik
Dünyayı çiçekler bahçesi yapmak adına
Ve “izm”lere tutulduk
Proleter koşumlu gençler olduk
Acıyla öğrendik ama
Başkalarının düşüyle yola çıkılmazmış
Kendimiz olmalıydık tepeden tırnağa!
Ah, bizi taşlayan salon züppeleri
Siz rüzgârdan bile sakınırken kendinizi
Biz kasırgalara germiştik göğüslerimizi!
Belki yanlış zamanda yanlış yerdeyim
Keder roketleriyle dövülüyor yüreğim
Ve kahrın paratoneridir şiirlerim!
Korkar olduk güzellikleri istemeye
Nasıl bir hayat bu, nasıl bir ülke?
Tam tersi oluyor ne gerekliyse
Harakiri yapıyorum yani ben de
Bedeli ölüm bile olsa yüreğim ey!
Hayalim, ışıklarla yükselen bir ülke!
Ya tersliğin büyüğü özlemlerimizde
Ya da hayat dediğimiz belki de
Hiç de mattah değildir böyle!
AYDIN ALP / ŞİİR GERİLLASI ( 2023)
ŞAİRLİĞİN AZAMİ GETİRİSİ
Şairim
Kimsenin emir kulu değilim yani
Kalemimi istediğim zaman alır
İstediğim zaman da bırakırım
İstediğim zaman uyur
İstediğim zaman da kalkarım
İstediğim zaman okur
İstediğim zaman da yazarım
Öğretmenliğim de sona erdi
Nasılsa artık emekliyim de
Kendimi dağlara vuruyorum
Ovalar boyu dümdüz gidiyorum
Yürüyen benim, yorulan ben
Benden artık kime ne?
Şairim, yani serbest meslek sahibi
Hem de çiçeği burnunda bir emekli
İpini koparmış biriyim yani
Getirisi, bir zamansız serseri
Hani mahpus damı da olabilirdi
Coğrafyamızın “ödülleri” çok çeşitli
Azami getirisi Sabahattin Ali örneği
Kim nasıl “ödüllendirmek” isterse istesin!
Peki, umurumda mı sanki benim?
Özgürlüğe, yelkenleri açık ruhumun!
Ah, yolculuğu sonsuz olsun!
AYDIN ALP / ÇİFT KANATLI ÖZGÜRLÜK (2024)
HAYATIMIN ÖZETİ
Bütün renkleri koyulaştırıyor gece
Kendine benzetiyor
Yılların direncini bile kırıyor
Yüreğiyle ilgilenmeyenlerin yüzü kararıyor
Zifiri bir gecedir dediklerinde
Ben meşale yakıyorum
Umut yok diyenlere
Ben cehennemini gösteriyorum
Bıktım dönekliğinden dünya
Kim neyse o
Her şeyi diri tutan tılsım
Söyle nerede?
Gözlerden ırak böyle
Hangi saklı yerlerde?
Diyorum işte
Yolumu silahlı çapulcular kessin
Bir kobrayla göz göze geleyim
Dost görünen
Bencil
Sevgisiz
Ve kıskanç
İçi hain biriyle asla!
İyiliğe karşı kötülük edilmesin
Gün, ulaşılmaz yükseklerde değil
Yüreğine aşk katmalı insan
Ve seviyorsa, dizginsiz can
Zamanım azaldıkça, eksilenler çoğalıyor
Sahtelikler bir bir açığa çıkıyor
Katılaşmayayım diye ben de
Ruhumu şarkılıyorum ha bire
Yorgun bir beynim ve şair bir yüreğim var
Şiirlerden bile korkar oldum
Kardeş bildiğim bunca yanardönerden sonra
Şiirlerin de ihanetine katlanamam
İdealist ve cesur yaşadım
Ey insanlar!
İnsanlar ey!
Mertliğe çağrıdır özeti hayatımın
AYDIN ALP / AŞKIN ŞÖVALYESİ (2025)
ŞİİR GERİLLASI!
“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu!”
Köroğlu
Kendimi şimdi
Köroğlu gibi hissediyorum!
İcat edilmişti ya demirin deliklisi
Almış başını yürümüştü ya pusu geleneği
Dolu gözlerle her an tetikte
Sinsi bir düzende
Hedefte
Ve diken üstünde bir Köroğlu
Dizginsiz yüreğimle işte öyle!
Kaderim, kederimdir
Gözyaşlarım
İçime akıyor şimdi
Tuzlu sularıyla
Yakıyor yüreğimi!
Ah, biz yaşarken çağ eskidi!
Mertliğin yerine namertlik geldi!
Gücün ve paranın borusu ötüyor
Sırtımı dayayacağım civanmert bulamam
Kimler derse desin tamam
Umurumda bile değil!
Ben hiçbir koşulda namert yaşayamam!
Ben şimdi
Tek kalmış da olsam
Geleceği
Dünyaya parmak ısırtacak halkım ey!
Güzeller güzeli şarkılara sarılırım
Hüznün doruklarında ve bir başına
Şiirler sürülü, bu şair yüreğimle
Şiir gerillası, bu şair yüreğimle
Ben hiç kimsesiz sayılır mıyım?
AYDIN ALP / ŞİİR GERİLLASI ( 2023)
ÇİFT KANATLI ÖZGÜRLÜK
Şiirimizden kimse söz etmez
Vitrinlerde görülmez kitaplarımız
Etkinliklerde adımız geçmez
Duyulsun istenmeyen
Bir halkın şairiyim
Ondandır paslıdır kulaklar
Yere eğiktir gözler
Korkuya yeniliyorlar ondandır
Sırt çevirmeler, sırt çevirmeler…
Eylülle koparıldı ellerimiz
Sessizlikle tarandık
Gömüldük suskunluğa
Yıkıldı bir bir köprüler
Dağlanmış halkımın ruhu ey!
Nerede yaşadığımı unutmuyorum
Çığlık çığlığadır yüreğim
Mikrofonlar tutulmasa da
Gümbür gümbürdür sesi
Sevgiyle kulak verilirse
Yakıcı bir çağrıdır birlikteliğe
Havalanmak için ille de
Çift kanatlı özgürlüğe
AYDIN ALP / ÇİFT KANATLI ÖZGÜRLÜK (2024)
HAYATIMIN KAPTANI
Masaya da yatırıldın ya
Karar vaktidir kalbim
Benden bu kadar, desen bile
Ruhum, hep övecek güzelliğini
Gururluyum yoldaşlığından
Hiçbir koşulda, sana kıyamam!
Kolumda kelebek ve iğne izleri
İlaç kokuları burnumda
Ve askıda serumum
Kalbimin nehirlerini kurutmuşum
Kanı çekilmiş Fırat ve Dicle’min
Kıyıya vuran balık gibi çırpınıyor kalbim
Hangi yenilmez savaşçıdır?
Ve ölümsüzlük, nerededir?
Ahh ki ah kalbim!
Kalırsan, sana kulak vereceğim
Seziyordum, ama bilemedim
Geciktim sana kan vermekten
Sana can olayım diyeceğim de
Canım, sensin zaten
Ahh ki ah kalbim!
Belli ki hor kullanmışım seni
Asla baskılamadım ama
Sen nereye, ben oraya
Korkular sularında, ömrümün gemisini
Korsan marşlarınla alp yelkenlerin
Onurla geçiren sendin
Tanıyanlar bilir seni
Hey, hayatımın kaptanı, sürdür!
Sürdür cengaverlerimizin izinde
Boyun eğmeyenlerin şarkısını söylemeyi…
AYDIN ALP / AŞKIN ŞÖVALYESİ (2025)



















































































