PİRYOL – Alevi hareketinin örgütlenme modeli açısından yenilenme ihtiyacına değinen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, hareketin bir dönemeçte olduğunu belirterek; “Ortak perspektif kaybı, örgütsel hantallaşma ve yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap verememe hali giderek büyümektedir” uyarısı yaptı.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, Alevi hareketinin içinde bulunduğu tıkanmanın aşılması noktasında önerilerde bulundu.

AABK Onursal Başkanı Turgut Öker’in sosyal medyada paylaştığı değerlendirme şöyle:
“Avrupa Alevi hareketi yaklaşık kırk yıllık mücadele tarihi boyunca çok önemli aşamalardan geçti, büyük emekler verdi ve tarihsel kazanımlar elde etti.
Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde Alevilik artık görünür, yok sayılamayan toplumsal bir gerçeklik haline geldiyse, bu kolay olmadı. Binlerce insan yıllar boyunca büyük fedakârlıklarla mücadele etti, ağır bedeller ödedi.
Ancak her tarihsel hareket gibi Avrupa Alevi hareketi de bugün yeni bir dönemeç ile karşı karşıyadır. Dünyada, Avrupa’da, Türkiye’de ve Alevi toplumunun kendi içinde çok büyük değişimler yaşanıyor. Buna rağmen hareketin örgütsel yapısı, düşünsel perspektifi ve çalışma anlayışı uzun süredir kendisini yenileyemiyor.
Bugün yaşanan sorun yalnızca günlük tartışmalar, kişiler arası çekişmeler ya da yönetimsel problemler değildir. Sorun daha derindedir. Ortak perspektif kaybı, örgütsel hantallaşma ve yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap verememe hali giderek büyümektedir.
Özellikle mevcut dernekçilik modeli artık Alevi öğretisinin özü ile uyumlu değildir. Yıllardır sürdürülen klasik örgütlenme anlayışı giderek bürokratikleşen, hantallaşan ve toplumdan uzaklaşan bir yapı üretmiştir. Kurumların iş yeri ve ekmek kapısı olarak görülmeye başlanması, maaşlı yöneticilik anlayışının yaygınlaşması ve mücadele ruhunun zayıflaması; konforu ve bireysel menfaat ilişkilerini öne çıkarmaktadır.
Hizmeti, rızalığı ve toplumsal sorumluluğu esas alması gereken kurumların önemli bir bölümü bugün makamı, statüyü ve kişisel hesapları önceleyen bir anlayışın etkisi altına girmiştir. Bu nedenle Alevi hareketinin mevcut krizini ancak en geniş halk iradesi aşabilir. Alevi toplumu sürece dahil olmadığı müddetçe, özel mülkiyet gibi kullanılan kurumların mevcut yöneticileri buraları kişisel geçim alanı olarak gördükleri için kendiliklerinden bırakmayacaklardır.
Sorunun bir başka boyutu ise gençlik ve kadın örgütlenmelerinin yarattığı enerjinin kurumsal yapıya gerçek anlamda yansıtılamıyor olmasıdır. Bugün gençler ve kadınlar hareketin en dinamik gücünü oluşturmalarına rağmen, karar mekanizmalarında aynı ölçüde temsil edilmiyorlar.
Aynı şekilde oluşumunun üzerinden yaklaşık kırk yıl geçmesine rağmen hâlâ Avrupa federasyonlarında Almanca, İngilizce ya da Fransızca bilmeden genel başkanlık yapılabiliyor olması da ciddi bir yapısal sorundur. Kırk yıl önce anlaşılır görülebilecek bazı eksikliklerin bugün hâlâ devam ediyor olması, hareketin kendisini değişen koşullara göre yenileyemediğini göstermektedir.
Oysa Avrupa’daki Alevi toplumu artık yalnızca Türkiye’ye dönük değildir. Yaşadığı ülkelere de söz söylemek, bulunduğu toplumlarda daha güçlü temsil edilmek ve yeni kuşaklarla daha sağlam bağlar kurmak zorundadır.
Tam da bu nedenle bugün yeniden güçlü bir ortak mutabakat sürecine ihtiyaç vardır.
Aslında Avrupa Alevi hareketi tarihinin en büyük atılımlarını ortak mutabakat yarattığı dönemlerde gerçekleştirdi. En büyük krizlerini ise bugün, şeffaflığın zayıfladığı, güvenin aşındığı, denetim ve hesap verme mekanizmalarının işlevsiz hale geldiği bu günlerde yaşamaktadır.
Madımak Katliamı sonrası Alevi hareketi büyük bir kitlesel güce ulaştı. Ancak aynı dönemde örgütsel, düşünsel ve teolojik farklılıklar daha görünür hale geldi. Özellikle 1995 sonrası süreçte Avrupa örgütlenmemiz neredeyse her altı ayda bir olağanüstü genel kurula gitmeye başladı.
Eğer o dönemde bilinçli bir müdahale geliştirilmemiş olsaydı, Avrupa Alevi hareketi ciddi bir bölünme ile karşı karşıya kalabilirdi.
Bu tehlikeyi gören dönemin yöneticileri olarak bizler, sorunun üstünü örtmek yerine ortak bir mutabakat zemini yaratmaya yöneldik. O günkü ismiyle Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı bütün Alevi Kültür Merkezlerinde, genel merkez tarafından belirlenen 21 ana başlık altında tartışmalar örgütlendi. Tartışmalara üyeler aktif olarak katıldı. Ortaya çıkan ortak mutabakat metinleri genel merkezde toplandı.
29-30 Ekim 1997 tarihlerinde yapılan Tüzük ve Program Kurultayı’nda seçilen Program Taslağı Hazırlık Komisyonu üyeleri uzun tartışmalar ve toplantılar sonrasında ortak bir perspektif metni hazırladı.
Hazırlık Komisyonu üyeleri; Ahmet Aydemir, Hüseyin Yavuz, Derviş Tur, Turgut Öker, Rıza Göksu, Nedet Saraç, Halis Tosun, Haydar Küpeli, Mehmet Çaba ve İsmail Kaplan’dan oluşuyordu.
Bu arada Program Taslağı Hazırlık Komisyonu üyelerinden Ahmet Aydemir, Hüseyin Yavuz, Halis Tosun ve Haydar Küpeli bugün bedenen aramızda değiller. Ancak verdikleri emek, mücadeleleri ve bıraktıkları düşünsel miras Avrupa Alevi hareketinin hafızasında yaşamaya devam ediyor. Anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Hazırlanan bu metin, Avrupa’daki bütün AKM delegelerinin katılımıyla 31 Mayıs 1998 tarihinde gerçekleştirilen Program Kurultayı’nda oy birliği ile kabul edildi.
Hazırlanan program yalnızca örgütsel bir metin değildi. AABF’nin kendisini nasıl tanımladığı, neden oluştuğu, amaçları, Alevilik anlayışı, demokratik mücadelede temel ilkeleri ve örgütlenme yaklaşımı bu programın temel omurgasını oluşturuyordu.
Özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış, laiklik, emeğin üstünlüğü ve bağımsız örgütlenme ilkeleri ortak yaklaşım olarak kabul edildi. Alevilikte kadının yeri, diğer inançlara bakış, Kürt sorunu, nasıl bir Türkiye istediğimiz, Avrupa’ya ve çevre sorununa yaklaşımımız da ortak mutabakat ile belirlenen başlıklar arasında yer aldı.
Aslında bu kurultay Avrupa Alevi hareketinin geleceğini belirleyen tarihsel bir dönüm noktası oldu. Çünkü o süreçte hareketin kendi içinde en az üç ayrı bölünme potansiyeli vardı. Eğer ortak bir mutabakat sağlanamasaydı, Avrupa Alevi hareketinin bugünkü kurumsal yapısını oluşturması mümkün olmayabilirdi.
Özellikle Aleviliğin tanımı, ulusal sembollere bakış, Atatürk ve Cumhuriyet’in ne ifade ettiği gibi başlıklarda çok farklı yaklaşımlar vardı. Ancak o dönemde çoğulculuk ve farklılıklarımızla birlikte yaşama anlayışı öne çıkarıldı. Hareketin ortak geleceği, farklılıkları tasfiye ederek değil; birlikte yaşama iradesi üzerinden kuruldu.
Program Kurultayı’nda kabul edilen görüşler daha sonra “Alevi Hareketinin Temel İlkeleri ve Perspektifimiz” başlığıyla kırmızı bir broşür halinde basıldı. Zaman içinde bu broşür kamuoyunda “Kırmızı Kitapçık” olarak anılmaya başlandı.
O dönem yaratılan ortak perspektif sayesinde Avrupa Alevi hareketi enerjisini iç tartışmalara değil; kurumsallaşmaya, örgütlenmeye ve tarihsel kazanımlara yöneltebildi.
Ancak bugün Program Kurultayı’nın üzerinden 26 yıl geçti. Bu süreç içinde gerek dünyada, gerek Türkiye’de, gerekse Alevi toplumunun kendi iç dinamiklerinde çok büyük değişimler yaşandı. 1998 yılında ortak mutabakat ile kabul edilen birçok belirleme artık bugünün ihtiyaçlarına cevap vermemektedir.
Bu nedenle bugün yeniden kapsamlı bir Program ve Tüzük Kurultayı sürecine ihtiyaç vardır.
Bu süreç dar kadrolar arasında değil; aşağıdan yukarıya bütün örgütlü yapıların, gençliğin, kadınların, yazarların, araştırmacıların, akademisyenlerin ve en geniş anlamıyla Alevi toplumunun aktif katılımıyla yürütülmelidir.
Bir yıldan fazla zamana yayılan geniş katılımlı bir tartışma süreci örgütlenmeli, bütün farklı görüşler özgürce tartışılabilmelidir.
2028 yılı, yani Alevi hareketinin 40. yılı; ikinci Program ve Tüzük Kurultayı’nın birlikte gerçekleştirileceği tarihsel bir eşik haline getirilmelidir.
Çok büyük badireler atlatan Alevi toplumu bu tıkanmayı da er ya da geç alnının akıyla aşacaktır. Bundan en küçük bir tereddüt duymuyorum. Yeter ki dibe vurmadan, geniş izleyici konumunda duran canlarımız da yaşanan sürecin ciddiyetini kavrasınlar.
Ancak böyle bir süreç ile öğretimizle uyumlu yeni bir örgütlenme modeli oluşturulabilir. Ancak böyle bir ortak akıl süreci ile Alevi hareketinin yaşadığı kriz aşılabilir. Ve ancak böyle bir perspektif ile Alevi hareketi önüne yeni bir kırk yıllık hedef ve vizyon koyabilir.”

















































































