PİRYOL – Alevi örgütlenmesinde yeni bir model oluşturmanın elzem olduğuna vurgu yapan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, “Söylediğim açıktır: Mesele yıkmak değil; mevcut yapıları Alevi öğretisiyle uyumlu hale getirecek bir anlayışla yeniden düşünmektir. Bugün mesele kişiler değil, model meselesidir” dedi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, Alevi örgütlenmesinde yaşanan tıkanıklığın aşılması noktasında yaptığı değerlendirmelere gelen eleştirilere yanıt verdi.
Alevi hareketinin gelinen noktada yaşadığı tıkanıklığın temel nedeninin Alevi öğretisindeki rızalık kültürü ile mevcut dernekçilik örgütlenmesi arasındaki uyumsuzluğun giderilememesi üzerinden yaşandığına dikkati çeken Öker, dernekçilik modelinin Alevilikteki toplumsal mutabakatın oluşmasında yetersiz kaldığına ve derneklere çöreklenen grupların dar yaklaşımının örgütlenmenin önünde bir engele dönüştüğüne işaret etti.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, sosyal medya hesabından paylaştığı değerlendirmede, “Benim söylediğim, geçmişteki bir modeli bugüne kopyalamak değil; Alevi öğretisinin ilkeleriyle uyumlu bir örgütlenmeyi yeniden düşünmektir” dedi.
Öker’in “Alevilik sınıf ideolojisi değil, yaşam biçimidir” başlıklı değerlendirmesi şöyle:
“Son haftalarda yazdığım iki makale üzerine yapılan değerlendirmelerde, ne yazık ki düzeysiz eleştirilerin ağırlıkta olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Bu nedenle meseleyi açık ve net koymak gerekiyor:
Benim söylediğim, geçmişteki bir modeli bugüne kopyalamak değil; Alevi öğretisinin ilkeleriyle uyumlu bir örgütlenmeyi yeniden düşünmektir.
“Geçmişe dönelim” demedim.
“Mevcut kurumları dağıtalım” demedim.
Söylediğim açıktır: Mesele yıkmak değil; mevcut yapıları Alevi öğretisiyle uyumlu hale getirecek bir anlayışla yeniden düşünmektir.
Bugün mesele kişiler değil, model meselesidir.
1990’lı yıllarda zorunlulukla kurulan dernekçilik modeli kendi döneminde işlev gördü. Ancak bugün aynı modelin sorgulanmadan sürdürülmesi, yaşanan tıkanmanın temel nedenlerinden biridir. Çünkü dernekçilik temsile dayanır, hiyerarşi üretir ve karar süreçlerini daraltır. Oysa Alevi öğretisi rızaya, yol erkânına ve toplumsal mutabakata dayanır. Sorun, bu iki alan arasındaki uyumsuzluktur.
Dernekçilik modelinin bugün ürettiği tabloyu açıkça görmek zorundayız:
Bu model zamanla aşiret, nüfus egemenliği, yöresel ve bölgesel aidiyetleri öne çıkaran bir yapıya dönüştü. Temsile dayalı görünen yapı, fiilen dar grupların etkili olduğu bir dengeye sıkıştı.
Sonuç olarak derneklerde bir tür yönetim ağalığı oluştu. Aynı isimlerin ve aynı çevrelerin yıllarca koltukları elinde tuttuğu, değişimin zorlaştığı bir yapı ortaya çıktı. Bu durum yalnızca temsil sorununu derinleştirmedi; gençlerin ve farklı kesimlerin sürece katılımını da sınırladı.
Bu tabloyu görmeden örgütlenme meselesini sağlıklı tartışamayız.
Bu nedenle mesele derneklerin varlığı değil, mevcut yapının Alevi öğretisini taşıyıp taşımadığıdır. Taşıyamıyorsa, bunu tartışmak zorundayız.
Tartışmanın düğüm noktası ise Aleviliğe yüklenen misyondur:
Alevi hareketi bir devrimin ana gücü müdür, yoksa kendi inanç ve yaşam öğretisiyle var olan bir yol mudur?
Açık konuşalım:
Alevilik bir sınıf ideolojisi değildir.
Bir devrim örgütü değildir.
Toplumu ele geçirip dönüştürecek bir siyasi proje değildir.
Alevilik bir yaşam biçimidir.
Bugün Aleviler toplumun her kesimindedir; işçi de vardır, işveren de. Bu nedenle Aleviliği tek bir sınıfa indirgemek mümkün değildir. Onu “devrimci ana güç” olarak tanımlamak, gerçeklikle bağını koparır ve başka ideolojilerin aracı haline getirir.
Alevilik eşitlikten, adaletten yana durur; ancak bunu bir iktidar hedefi olarak değil, kendi yaşam anlayışının doğal sonucu olarak ortaya koyar.
Bu tartışmada bir ölçüye de ihtiyaç var:
Alevi öğretisinin temelinde, insanın özü ile sözünün bir olması vardır. Söylediğiyle yaptığı arasında mesafe olan bir yaklaşımın bu öğretiyle bağ kurması mümkün değildir.
Hiçbir pratik sorumluluk almadan, sahada tek bir adım atmadan, masa başında kurulan cümlelerle yön tayin etmeye çalışan bir dil yaygınlaşıyor. Yukarıdan konuşan, hüküm veren ama aynaya bakmayan bu yaklaşım, tartışmayı zenginleştirmez; aksine gerçeklikten koparır.
Bizim ihtiyacımız olan şey laf üreten değil, yük alan bir anlayıştır. Sözün değeri, hayatta karşılığı varsa vardır.
“Hata yaptık, yapmaya devam ediyoruz” sözü bir geri çekilme değil, örgütlenme anlayışına dair bir tespittir. Sorun kişiler değil, tekrar eden yapısal yaklaşımdır.
Gençlerimiz bizden uzaklaşıyorsa, burada durup bakmak zorundayız. Aleviliği yalnızca tartışan değil, yaşamın içinde kuran bir yaklaşıma ihtiyaç var. Gençler barınma sorunu yaşıyor ve tarikat yurtlarına mahkûm ediliyorsa, çözüm üretmek zorundayız. Kreşler, yurtlar ve sosyal alanlar oluşturmak Aleviliği daraltmaz; onu hayata taşır.
Geleneksel aile yapısının çözülmesiyle birlikte yaşlılarımız giderek yalnızlaşıyor. Hayatını bu değerlere adamış insanlar sessizce köşelerine çekilmiş durumda. Bu tablo görmezden gelinemez.
Yaşlılarımıza sahip çıkmak, sadece bir sosyal hizmet meselesi değil, Alevi öğretisinin ahlaki bir gereğidir. Huzur evleri, bakım merkezleri ve dayanışma alanları oluşturmak bir tercih değil, sorumluluktur.
Bu yaklaşımın somut yönelimi Rıza Şehri fikridir. Bu bir söylem değil, pratiktir.
Herkes mevcut durumdan memnunsa, söylenecek fazla bir söz yok.
Benim bu saatten sonra herhangi bir kişisel hesabım yok.
Meselem, bugüne kadar emek verilerek oluşturulmuş yapının, yaşadığı tıkanıklığı aşması ve gerçek anlamda kurumsallaşmasıdır.”


















































































