Pirler, Hızır ayında taliplerini ziyaret ederek Hızır aşkına erkân yürütürler. Eskilerde cem köylerde pir ve talibin uygun gördüğü büyük odalı evlerde (büyük ev) yürütülürdü. Günümüzde ise yine cemlerin köylerde yürütülmesiyle birlikte büyük oranda şehirlerde Cemevlerinde de yürütülmekte! Hızır ceminin yürütülmesinde pir ve rayber sorumludur. Pir, erkân hizmetini yürütmek için; öncelikle özünü dâr’a çekip taliblerden rızalık ister. Pir, “canlar bu meydan hakikat meydanıdır, bu meydanda hizmet görmeye dâr-didar olmaya siz gül cemallerden rızalık isteriz” der. Talip Can’lar da “Hakk Cem’de, aşk ile meydan yürüye” derler. Bu şekilde taliplerden rızalık alınmış olunur.

Devamında Pir, taliplere seslenir; “bu meydanda dâr-didar olmaya karar kıldık, Hızır aşkına meydana durduk, birbiriyle dargın, küskün, alacağı ya da vereceği olan var mı? İşte meydan dile gelsin bile gelsin, meydana gelsin Mansur darında hakkını talep etsin” diyerek meydanda bulunan canların da birbirlerinden razı olup olmadıklarını sorar. Ve canlar birbirlerinden razı iseler birbirine rızalık göstermesi için nişan istenir. Herkes sağındaki ve solundaki Can’a niyaz olur. Şayet dargın, küskün, hak talep eden, birbirinden incinmiş can var ise hakikat meydanında sorunlar çözülür ve ondan sonra cem hizmeti başlar, çerağ (delil) uyarılır ve erkânı yürütülür. Bu cem erkânında dâr-didar olunur, sorgu-sual yapılır, son bir yılın muhasebesini görülür. Her türlü sosyal, hukuksal ve inançsal sorunlar konuşulur. Toplumsalın sorun ve sıkıntıları var ise kendi içerisinde çözüme kavuşturulur. Hızır aşkına gönüldeki muratların kabulü için birlik olunur, coşa gelip semah dönülür. Cem birlenip çerağ (delil) sırlandıktan sonra Cem’e getirilen Hızır lokmaları paylaşılır.
Önemli bir notu burada düşmekte fayda var diye naçizane düşünüyorum. Bizim Hızır anlayışımız içinde yer alan Hızır orucumuzda ve Hızır Cemimizde da reklama, gösterişe, arsıza, hırsıza ve düşküne yer yoktur. Yol talipleri bilir ki, bu Yol; “ikrarı ve rızalığı temel ilke kabul eder” ve “eline, beline, diline sahip olmayı” insana öğretir. Ne yazık ki, son yıllar da bütün bunlara uyulmaz olundu ya da yok sayıldı. Açıkçası “çağın koşulları” denilerek, ya da başka, başka gerekçeler gösterilerek; Yol’un ortaya koyduğu değerlere uymak yerine “Yol değerleri”, kimi kişilerin kendi özel durumlarına uyduruldu. Cemler birer gösteriye dönüştürüldü, ikrarsız, rızasız, dârsız-didarsız ve sorgusuz-sualsiz olarak herkes bu Cemlere girer oldu. En acısı da siyasal kişiliklerin boy gösterdiği alanlara dönüştürüldü, Yol’un kuralları işletilmez, değerler korunmaz oldu.
Üzgünüm ama geldiğimiz ya da getirildiğimiz yer burasıdır! Evet, top yekûn olarak Hakikat Yol’u (Alevilik) değerlerini korumak ve geleceğe sağlıklı bir şekilde taşımak için, bu Yol’un talipleri olarak, hepimiz bu ağır ve olumsuz durumla yüzleşmek zorundayız. Şunu da hiçbir zaman unutmayalım: “Kol kırılır yen içinde kalır” demek “sosyal çürümeyi” hızlandırmaktan başka bir işe yaramaz. Susmak ve görmezden gelmek yanlışa ortak olmak demektir. Dahası Yol’a verilen ikrar’dan dönmek demektir. Şayet bugün yüzleşmez isek, yarınlar da daha büyük bir “sosyal çürümeyle” karşı karşıya kalacağımız kaçınılmaz olacaktır.
Hızır aşkı ile Hakikat Yol’una ikrarbend olanların dilde dilekleri gönülde muratları kabul ola. İkrar ve rıza esasına uyarak Yol’u yürütenlerin, paylaştıkları lokmaları kabul ola. Hızır aşkına lokma pay eden canlara aşk ola İkrar ve rıza hukukuna aşk ile bağlı kalanlara, Hakk ve hakikat aşkına Yol’u yürütüp sürdürenlere aşk ola. Hızır, cümlemizin yardımcısı, sırdaşı ve yoldaşı ola. Gerçeğe Hü…
Sevgiyle. Aşk ile.




















































































