Laiklik’te ısrar ediyoruz! Çünkü laiklik; demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün ve barışın vazgeçilmezi ve de olmazsa olmazıdır… Bilindiği gibi, 1937 yılında, CHP kongresinde alınan bir kararla laiklik ilkesi anayasaya konuldu ve değiştirilemez ilkeler içerisinde yer aldı. 1961 Anayasası Madde. 2’de laiklik yer alıyordu ve bu Anayasa da Türkiye Cumhuriyeti “demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir” diyordu. 1982 Anayasası Madde 2. de Türkiye Cumhuriyeti, “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devlettir” diyor. Aynı zamanda Anayasa’nın 2’inci Maddesi’nin yanında Anayasanın 24’üncü Madde’sinin ilk fıkrasında da ‘herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir’ diyerek inanç hürriyetini tanıyor. Aynı maddenin devamında “kimse, dini inanç ve kanaatleri açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz (m.24/3)” diyerek inanç özgürlüğünü kabul ediyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum laik devlet düzeni içinde olmaz ve olmaması gerekir diyoruz. Neden olmaması gerektiğini de kısaca açıklayalım: Laik devlet, inançlar ve dinler arasında bir ayrım yapamayacağı gibi devletin maddi ve manevi olanaklarını bir dinden ve/veya bir mezhepten yana kullanamaz! Laiklik ilkesi gereği olarak; dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karışmaması gerekiyor. Bu da yetmez, din, vicdan ve inanç özgürlüğünün gerçekleşmesi için de devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız olması gerekiyor. Devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız olmadığı, “devlet ve din işlerinin ayrılığının” tam anlamıyla gerçekleşmediği yerde laikliğin ortaya çıkardığı demokrasi, eşitlik ve barış gibi unsurların tam anlamıyla gerçekleşmesi söz konusu değildir.
Laiklik, sadece “din ve devlet işlerinin ayrışması” ya da “devletin dinler ve inançlar karşısında tarafsız olması” değildir. Aynı zamanda laiklik; bir dine ya da inanca bağlı grupların, devleti ele geçirerek ya da başka yollarla, öteki inanç sahipleri üzerinde baskı yapmasını önlemesidir. Din, vicdan ve inanç özgürlüğü laiklik ilkesinin temelini oluşturur. Kişinin istediği dini seçme, ibadet etme, ya da etmeme, herhangi bir inanca bağlı olma ya da olmama veya inançsızlığı seçmesi de din, vicdan ve inanç özgürlüğü kapsamındadır. Temel hakların en önde gelenlerinden biri olan bu özgürlük tam ve kesin olarak güvence altına alınmışsa Laiklikten ve laik Devlet’in varlığından söz edebiliriz.
Çeşitli insan hak ve özgürlükler bildirgelerinde din, vicdan ve inanç özgürlüğünün tanımının yapıldığı görülmektedir. Örneğin Birleşmiş Milletler, Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi’nin 18. Maddesi, sözü edilen özgürlüğün tanımını açık bir şekilde bizlere vermektedir. Madde 18- “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkı vardır. Bu hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğünü ve din ya da inancını tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve gözetim yoluyla açıklama özgürlüğünü içerir” diyor. Buradaki tanım çerçevesinde din, vicdan ve inanç özgürlüğünün üç boyutu olduğunu söylenmektedir. Birinci boyut; bireyin istediği gibi inanma, ya da inanmama ve isterse inancını değiştirme boyutunu içermektedir. İkinci boyut; hiçbir kısıtlama söz konusu olmaksızın ibadet edebilme şeklinde tanımlanmaktadır. Üçüncü boyut; aynı inanca sahip insanların inançlarının gereğini topluca yerine getirmeleri yani dinsel ve inançsal açıdan örgütlenmelerini kapsamaktadır. Aynı zamanda, aynı dine, mezhebe ve inanca (öğretiye) sahip olmayan insanların inançlarından dolayı baskı görmemelerini de içermektedir.
Din, vicdan ve inanç özgürlüğü en önde gelen temel haklardan biridir ve her insanın (yurttaş’ın) istediği gibi inanma ya da inanmama gibi ve de istediği gibi din ve inancını (öğretisini) yorumlama özgürlüğü vardır. Geldiğimiz noktada her insan, kendi dinini ve inancını istediği biçimde yorumlama hakkına sahiptir. Fakat bu durum, kendi dışındakilere, kendi dinini, mezhebini ve inancını (öğretisini) dayatma hakkını vermez. Bir grubun kendi inandığı dini kast ederek; “dinin gereği budur” diyerek başka bir inanç grubuna baskı yapması söz konusu olamaz. Baskı ve dayatma din, vicdan ve inanç özgürlüğüyle bağdaşmaz bir durumdur. Zira insanların yani yurttaşların dinine, mezhebine ve inancına (öğretisine) müdahale etmek laik ilkesiyle çelişir bir durumdur.
Anayasa’sında laikliği temel ilke olarak kabul etmiş olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bütüncül bir şekilde tüm yurttaşların din, vicdan ve inanç (öğreti) özgürlüğünü güvence altına almakla ve korumakla yükümlüdür. Başta Alevi çocukları olmak üzere; farklı inanç gruplarının ve inanmayan yurttaşların çocuklarını zorla Cami’ye götürme hakkına sahip değildir. Güce dayanıp, baskı yaparak ve de eğitim sistemini kullanarak; dil, din, mezhep ve inanç (öğreti) kimliklerini baskılamak, değişime uğratmak laiklik ilke ve değerlerine aykırı bir durumdur. Bu anlamıyla da Milli Eğitim Bakanlığı’nın 12.02.2026 tarihinde Valiliklere gönderdiği, Bakan, Yusuf Tekin imzalı, “Türkiye Yüzyılı Maarif modeli, Ramazan Ayı Etkinlikler Konulu Genelge” açık bir biçimde, laiklik ilkesine ve Anayasa’nın 24’üncü Madde’sinin ilk (m.24/3) fıkrasında geçen esaslara da aykırıdır. Ve aynı zamanda mevcut yazılı ve evrensel hukuka göre de, Anayasa suçudur. Bu nedenledir ki, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin imzalı “Ramazan Ayı Genelgesi” derhal geri çekilmelidir…
Mehmet KABADAYI.
İletişim: Mehmet_k.34@hotmail.com




















































































