“Bütün varlık suretlerinin kalbi, gerçek insan-ı kâmil’dir.” Pir Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli.
Zaman, evrensel akış ve oluş hızı olduğu kadar, insan için bir sınırında ifadesidir. İnsan, bu sınırın farkındadır. Yine de insan, zamanın bir başlangıcı ve sonunun olup olmadığını sorgular. Başlangıç ve son varsa başlarken, yönlendiren ve sonuçlandıracak bir güç var mı, varsa amacı nedir? Düşünce dünyası bu ve benzeri sorunlara verilen yanıtlar etrafında idealist-materyalist diye iki kutba ayrılmıştır. Her iki kutup da, zaman için bir başlangıç düşünür. Materyalistler başlangıcın maddenin kendisinden kaynaklandığını, idealistler ise doğaüstü bir varlığın, gücün ve zihnin dokusunu var sayar.
Her iki ekol de başlangıçla birlikte evreni ve insanı mükemmelliğe doğru yola çıkarır. Mükemmelleşme bir anlamda özgürleşmedir. Yani anlam gücü ve zihin yetkinliğiyle varoluşun sırlarına vakıf olup, sınırlarını aşmasıdır. Sırrı hakikat dedikleri budur işte! Sırr-ı Hakikat kapısına gelebilmek için, kâmil insan olmanın şartı, kuralını yerine getirmemiz gerekiyor. Yani Pir, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’nin ortaya koyduğu “eline, beline diline” sahip ol ilkelerine uymak gerekiyor.
Pir, Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli’ye göre bu ilkelere uymuş kişi, gerçek hakikate kavuşmuş kişidir ve o artık insan-ı kâmildir. Yine Pir, Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli’ye göre, potansiyel olarak her insanda bu kemâlet mevcuttur. Dolayısıyla insan-ı kâmil ahlaklı insandır. Ahlaklı insan’da Zerdüşt’ün deyimiyle iyi düşünen, doğru söyleyen ve güzel eyleyen insandır. Demek ki, insan-ı kâmil soyut, mistik ve ulaşılmaz bir insan değildir, bildiğinin ve anladığının gereğini yapandır. Kendini söylem ve eyleminde görünür kılandır. Her koşul altında hakikatini yaşamayı söylemleştirmeyi ve eyleme dönüştürmeyi hedefleyendir…
İnsanı insan-ı kâmil olmaktan alıkoyabilecek tek şey ise, yine insandır. Onunla hakikat arasına giren sınırlar ve dünyevi istemler, kaygılardır. İnsan doğasının zaafları diye bileceğimiz güdüler, ihtiraslar, tamah ve korkulardır. Bilinçsiz amaçsız söylem ve eylemdir. Hepimiz farkındayız ve çok iyi biliyoruz, zaman çok hızlı geçiyor. İnsan-ı kâmil’e erişmek için hakikati kendimizde başlatalım ki; evrenin varoluş anındaki heyecanını duyalım, tıpkı çiseleyen yağmur’dan, açan gül’den, öten kuş’tan duyduğumuz heyecan gibi! Hakikati kendimizde başlatalım ki; ruhumuz doğayla bütünleşsin, bir ağaçta filizlenmiş tomurcuk, suyun akış halindeki şırıltı melodisi, beyaz gelinlik giymiş vadi zambağı olsun. Aşk ile.
Mehmet Kabadayı




















































































Sayın Mehmet Kabadayı,güzel yazınız için teşekkürler.Hace Bektaş Veli’nin “eine,beline ,diline” sözü,düzgün insan ve düzgün toplum yaratmak amacıyla söylenmiş çok değerli bir ilkedir. Ancak adını hatırlayamadığım bir tarihçimizin 1972 yılında Cumhuriyet Gazetesinde bu sözün bir başka anlamını ,açıklamasını okumuştu. Sözün aslı (hatırladığım kadarıyla) “iligne,biligne,diligne” şeklindeydi.O tarihçimize göre diğer anlamınında önemli olduğu belirtilmekle beraber,göç gelmiş,toplumu ayakta tutmaya çalışan bir önderin toplumuna, “iligne” yani ilinize,ülkenize; “biligne” birliğinize ve kuvvetinize, “diligne” yani dilinize,Türkçemize sahip olun anlamında daha kapsayıcı ve toplumsal bir öğüt olduğunu açıklamaktaydı.Her iki anlamda da çok değerli bir ilke ve öğüt.