Kürt siyasal hareketinin kendisini fes edeceğine ilişkin ilk açıklamadan sonra bu açıklamaya yönelik olumlu ve olumsuz tepkiler gelmeye başladı. Kürt hareketinin barış ya da demokratik süreç olarak adlandırdığı yeni açılım sürecine olumlu yaklaşanların olduğu gibi kuşku ile daha temkinli davranan ciddi bir kesimin olduğunu biliyoruz. Her iki kesimin kendilerince haklı yanları var.
AKP’nin tüm siyasal süreçlere yönelik izlediği politikalar ve uygulamaları dikkatte alındığında barış sürecine temkinli davranan, kuşku ile yaklaşanların hiçte haksız olmadıklarını kanıtlar niteliktedir.
Bugünkü siyasal iktidar Türkiye’de tüm kesimleri kapsayan, eşitlikçi bir anayasa yapma niyetini taşımadığınızda biliyoruz.
Alevi toplumu, örgütlü kurumları Barış ya da demokratik süreç olarak yansıyan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyor, demokratik bir anayasa tartışılacaksa bu demokratik anayasa tartışmalarına aleviler nasıl dahil olacak, her şeyden önce Alevileri kimler temsil edecek bütün bu sorulara cevap vermek gerek.
Aleviler eşit yurttaşlık hakkı istiyor, Cem evlerinin yasal statüye kavuşturulması ve asimilasyon politikalarına son verilmesini istiyor.
Alevi Federasyon yöneticilerinin barış sadece Diyarbakır dan değil, Dersim den, Hacı Bektaşi Veli den de geçer vb. Açıklamaları sonrasında Kürt siyasal hareketi Aleviler barış sürecinin tam merkezindedir şeklinde bir açıklama yaparak Alevileri bir anlamda da rahatlatmış oldu.
Aslında sorun Alevilerin kendilerindedir, Alevi hareketi beli bir program düzeyinde, iç birliğini sağlayarak bu sürece dahil olmaya hazır mı?
Sorunu doğru tartışmak gerek. Alevi kurumları demokratik sürece Alevilerin dahil edilmesini talep ediyor. İşleyen demokratik bir süreç var mı? Varsa aleviler bu sürece nasıl dahil olacak sorusuna cevap bulmak gerek.
Alevi toplumu, örgütlü yapısı kendi içinde dağınık, parçalı bir durum yaşamaktadır. Kendi içinde bütünselliği yakalayamayan, yazarı, sanatçısı, akademisyeni, entelektüel birikimleri olan kesimleri önemsemeyen, ortak bir akıl ile taleplerini ortaklaştırmayan bir yapının herhangi bir süreci başarıya ulaştırması, kazanıma dönüştürmesi mümkün mü?
Alevi toplumu öncelikle kendi içindeki dağınıklığı gidermek, tek ses olmak zorundadır, bu zorunluluk bilince çıkarılmadan, uygulamaya konulmadan söylenen her söz, dile getirilen her söylemin içi boş ve anlamsızdır. Peki bu dağınıklık nasıl giderilecek, örgütsel güven ve toplumsal birlik nasıl tesis edilecektir?
Bunun tek yolu kurumsal demokratik iç işleyiş ve şeffaflık ilkesinin hayata geçirilmesi ile mümkün olacaktır. Güvensizliğin hat safhada olduğu, her kafadan ayrı bir sesin çıktığı, ortak bir bilincin geliştirilmediği, Federasyon yöneticilerinin basın açıklamaları, panellerdeki çağrıları ile yetinmek yerine, Hukukçuların, Yazarların, Sanatçıların, Akademisyenlerin vb. dahil edildiği geniş kapsamlı bir komisyonun oluşturtulması durumunda ciddiye alınırsınız. Bugünkü haliyle ortada bir alevi temsiliyeti gözükmüyor, Aleviler çok parçalı, öncelik bu parçalı alevi toplumunu en azından bugün için azami ve asgari bir program düzeyinde ortaklaştırıp ortak bir dil ile sürece dahil olmasını sağlamak. Sürekli bir hamaset edebiyatı, Federasyon yöneticileri bu hamasetten sıyrılmalıdır, bu söylemlerin toplumda bir karşılığı ve inandırıcılığı yok.
Asimilasyon Alevi toplumu için güncel olarak en önemli sorun olarak karşımızda.
Asimilasyonu sadece devletin saldırgan ve inkarcı politikalarının bir eseri olarak görmek bizi doğru sonuçlara getirmez. İç asimilasyonu, kültürel çözülmeyi bu çözülmeye sebep olan bütün etkenleri görmek zorundayız. Ulus devletlerin varlık gerekçesi tekliktir, tek dil, tek din, tek ırk.
Alevi toplumu, örgütlü kurumları iç asimilasyonu, asimilasyona sebep olan etkenleri görmedikçe, görmek istemedikçe bu cendereden sıyrılamaz.
Alevi toplumu kendi dilini terk etmiş, inançsal ritüellerinden uzaklaşmış, bütün değerlerini görselliğe indirgemiş, özünden koparmış anlamsızlaştırmış. Bütün bu yaşanan olumsuzluklar, değersizleştirmeler ortadayken , bu değersizleştirmeye karşı etkin bir çalışma ortaya konulmazken Alevi kurum yöneticileri basın açıklamaları, paneller ile yetinmeyi asimilasyona karşı etkin bir mücadele yöntemi olduğu yanılgısından kurtulamıyor.
Dil sadece bir iletişim aracı değildir. Dil Kültürel var olmanın en etkin aracıdır, kendini var etme, tanıtma aracı olan dillin terk edilmesi toplumun, kültürel edebi, inançsal değerlerinin de terkine sebep olur. Cemlerimizde hak ve hakikat için dönülen semahlarımız otantik özelliklerini yitirmiş düğünlerde, eğlencelerde oyun havaları niteliğinde, seyir için yapılıyor. Her kurumda semah grupları oluşturulmuş, Cemlerimizde canlarımız cemin ruhani havasını yaşayamıyor, cemlerde bir oturma düzeni dahi yok, gerçek buyken devlet bizi asimile ediyor sözünün hiç bir anlamı yoktur.
Öncelikle kendi içimizde yarattığımız bu değersizleştirmeye karşı ciddi, etkin bir mücadele başlatmak zorundayız.
Bu etkin mücadelenin başarıya ulaşması da toplumsal örgütlülükten, toplumsal güvenden geçer.
Aşk ile Kalınız
Nurten Yalnız.



















































































