Cem Ali
Düzgün Baba Cemevi’nin bahçesine dikilmesi istenmeyen Hasret Gültekin heykelinin Dersim dışında bir yere dikilmesi kararlaştırılıyor.
Dersim’de Düzgün Baba Cemevi’nin bahçesine dikilmesi istenmeyen Hasret Gültekin heykeli bir sene sonra Pir Kureyş Baba Cemevine dikiliyor. Akıl alır gibi değil ama tastamam böyle oluyor.
Alevi kültürüyle bağdaşıyor mu?
Hasret Gültekin heykelinin Düzgün Baba Cemevi’nin bahçesinde olması kimlerin hangi hassasiyetine dokundu bunu anlamak güç. Diyelim ki, birileri de çıkıp ‘yok hayır Pir Kureyş Baba bizim kutsalımız, buraya heykel meykel diktirmiyoruz’ demiş olsalardı bir yıl önceki durumdan ne farkı olacaktı? Heykel için bu sefer de bir başka yer ya da birilerinin tekeline alabileceğini zannettiği bir başka ‘kutsal’ mı karşımıza çıkacaktı. Alevi toplumunda böylesi ilginç davranışlar görmek insanı gerçekten şaşırtıyor, üstelik de 21’inci yüzyılda.
Böyle olmamalıydı
Pir Kureyş Baba Cemevine dikilen Hasret Gültekin’in heykeli bu sefer oradan da sökülüp bir başka yere dikilmek için korunaklı bir alana alınıyor. Muhtemelen de kısa bir süre sonra herkesin ve hiç kimsenin olan bir yere Hasret’in heykeli dikilecek. Oranın neresi olduğunun şu saatten sonra çok da önemi yok, yeter ki, orada da kutsalların ardına gizlenen dar bir anlayış olmamış olsun.
Sorunun kaynağı anlayış darlığı
Tabii ki, Hasret’in Düzgün Baba Cemevi’nin bahçesinde olması ile Pir Kureyş Baba Cemevi bahçesinde olması arasında hiçbir fark yoktur. Burada sorun yer sorunu değil anlayış sorunudur. Sorun Hasret’in Düzgün Baba ile yan yana durması ya da Seyit Rıza’nın Banaz’da Pir Sultan Abdal’ın yanında olmasından gurur duymak yerine rahatsız olan dar bakış açısıdır. Alevi toplumu arasındaki kaynaşmayı daha da arttıracak, farklı alanlardaki Aleviler arasındaki bağları sıkılaştıracak adımlardan rahatsız olma ya da böylesine açık bir hamleyi görmezden gelerek inadım inat yaklaşımındadır. Yoksa Hasret’in heykeli orada olsa ne başka yerde olsa ne.
Yazık oldu, çok yazık…
Alevi toplumu ne böylesine darlıkları, çiğlikleri ne de değerlerimizin böyle karşı karşıya getirilmesini hak ediyor. Her şeyden çok birliğe ihtiyaç duyduğumuz günlerde dayanışmayı, kaynaşmayı, bağları daha da güçlendirmeyi başarmak varken, yaşadığımız şu tuhaflığa bir bakın. Yakışmıyor, bu yaşananlar Alevi toplumunun ne hoşgörüsüyle ne değerleriyle ne de felsefesiyle uzaktan yakından bağdaşmıyor. Yazık oldu, çok yazık…




















































































