Değerli Canlar; her şeyden önce bilinmesi gereken husus şudur: nasıl ki her dinin, her inancın kendine özgü (has) belli dil, kaide, kural ve kavramları var ise, Hakikat Yol’unun da (Alevilik) kendine ait, kendine özgü (has) dil, kaide, kural ve kavramları vardır. Bu anlamıyla Yol’umuzun bir başka dinin, inancın kavram, kural ve kaidelerine ihtiyacı da yoktur!
Üzülerek ifade edeyim ki, egemenlerin İslam dinini, devlet dini olarak ülkeye hâkim kılmasından ve bunu toplum üzerinden baskı ve dönüştürme (asimilasyon) aracı olarak kıllanmasından kaynaklı ve kimi sosyolojik, toplumsal nedenlerden ve de mahalle baskısından dolayı Hakikat Yol’unda olmayan (öldü, Allah rahmet eylesin, defin, mekânı cennet olsun ve ruhuna fatiha vb.) kavramları benimseyip kullanır olmuşuz. Bize ait olmayan kavramlardan kurtulmak, Hakikat Yol’una ikrar vermiş ve bu Yol’a yolcu olmuş, canlarımızın gayretiyle olacaktır. Peki, bunu nasıl yapacağız; bütün canlarımızla birlikte gönül birliği yaparak ve cesaretli bir şekilde hareket ederek, şimdi tam zamanıdır deyip hep birlikte bize ait olmayan kavramlardan kurtulup özümüze dönüp biz olacağız.
Hakikat Yol’unda (Alevilikte) Hakk’a yürüme nedir, naçizane kısaca açıklamaya çalışacağım. Haki-kat Yol’u diliyle bu değişim (dönüşüm) haline Hakk’a yürüme veya don değiştirmek denir. Hakk’a yürüme her canlının mutlak suretle geçeceği kapının adıdır. Çar (4) anasır dediğimiz dört element, ateş, hava, su, toprak insan bedenini oluşturan öz unsurlardır. Bir can Hakk’a yürüdüğünde dört ana elementle yani kendi özleriyle buluşur ve onlara karışır ve de yeni yaşamlara hayat vererek kendi özüne yani Hakk’a karışır ona ulaşır. Hüdai Baba’nın “aslına ermektir hüner” deyimiyle Can’ın aslına ermesi, kendi gerçekliğine göçü ve dönüşüdür.
“Bu devr-i daimde çok sırra erdik
Hakk ile Hakk olup, el ele verdik
Birlikte noktayı âmâya girdik
Damladan süzülüp ummana çıktık.” Hıdır Çam (Deruni Baba)
Hakikat Yol’unda (Alevilik’te) Hakk’a yürüme, semavi dinlerin “ölüm” anlayışıyla, cennete ve cehenneme gitme anlayışıyla da aynı ve özdeş değildir. Çünkü Hakikat Yol’u öğretisinde hiçbir varlığın yoktan var olmadığına, var olanın da ebediyen yok olmayacağına inanılır. Aynı zamanda evrende hiçbir şeyin yoktan var olmayacağı, var olan şeyin de yok olmayacağı; ancak nicel ve nitel değişimle başka bir varlığa dönüşeceğinin bir fizik yasası olduğunu da biliyoruz. Bilimin ışığından yola çıkarak, evrende en küçüğünden en büyüğüne meydana gelmiş olan her şeyin yerinde durmak bilmediğini, her daim Semah dönerek bir döngü içinde devr-i daim olduğunu açık bir şekilde söyleyebiliriz.
Hakikat Yol’u (Alevilik) öğretisinde “ölüm” kavramı kabul edilmez; zira “ölüm” yoktur, devr-i daim ederek aslına (öze) dönüş vardır. Pir Sultan Abdal; “Bu kaçıncı ölmem hain / Pir Sultan ölür dirilir”, Yunus Emre; “Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil”, Hüdai Baba; “Ölüm ölür, biz ölmeyiz” diyerek aslına dönüşü ifade etmişlerdir. Yine aslına dönüş pirlerimiz tarafından da; “Hakk ile bir olmak”, “Hakk ile Hakk olmak” ve “Hakk’tan geldik, Hakk’a döneceğiz” şeklinde dile getirilmiştir. Pirlerimizin de ifade ettiği gibi, “Hakk’la yeniden birleşmek”, “aslına ermek”, “Hakk’tan gelip Hakk’a gitmek” yani “öze ulaşmak” sonsuz bir devr-i daimdir aynı zamanda çark-ı pervazdır.
Bu çarkı pervaz (devriye) içinde Hakk’a yürüyen can, cennete ya da cehenneme değil, Veysel’in Baba’nın (Âşık Veysel) deyimi ile “aynı vardan var olduğu” ana kaynağına yani aslına, çar (4) anasırına (toprak, su, hava, ateş) geri döner ve bu dört elemente karışır yani özüne teslim olur. Bu döngüye yani dönüşüme de devriye denilir. Meydana gelen devriye sonucunda da değişim, dönüşüm gerçekleşir, yeni yaşamlara hayat verir ve yeniden doğumlar meydana gelir. Onun içindir ki Hakk’a yürüyen canın ardından “devr-i daim olsun”, kâinatın enerjisi ile birleşsin ve devriyesinde menzili açık olsun denilir. Hakikat Âşığı Karamanlı Güfrani (Dursun Ali) devr-i daim’i (devriyeyi) şöyle anlatıyor;
“Katre idim ummanlara karıştım
Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir
Devre edip âlemleri dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir
Bulut olup ağdığımı bilirim
Boran ile yağdığımı bilirim
Alt anadan doğduğumu bilirim
Kaç ebeden kaç soruldum kim bilir
Kaç kez gani oldum kaç kere fakir
Kaç kez altın oldum kaç kere bakir
Bilmem ki kaç kâtip ismimi okur
Kaç defterde kaç dürüldüm kim bilir
Bazı nebat oldum toprakta sürdüm
Bilmem kaç atanın sulbünde durdum
Kaç defa cenneti alaya girdim
Cehenneme kaç sürüldüm kim bilir
Kaç kez alet oldum elde bakıldım
Semadan kaç kere indim çekildim
Balcık olup kerpiç kerpiç döküldüm
Kaç bozuldum kaç kuruldum kim bilir
Dünyayı dolaştım hep karabatak
Görmedim bir karar bilmedim durak
Üstümü kaç örtü bu kara toprak
Kaç serildim kaç dirildim kim bilir!”
Hakikat Âşığı Karamanlı Güfrani’nin yukarıda anlattığı gibi evren de hiçbir şey olduğu gibi bir yerde kalmaz. Her şey değişir. Her şey zincirleme olarak birbirine bağlı ve karşılıklı olarak rızalık içinde birbirini etkiler. Bu duruma da evreninin temel yasası diyoruz. Bu bilinçle Hakikat Yol’u (Alevi) öğretisine göre bir can Hakk’a yürüdüğünde sonsuz gerçekliği anlatmak için ardından “öldü” denilmez, Hakk’a yürüdü denilir. Hakk’a yürüyen can’ın ardından ‘Allah rahmet eylesin’, toprağı bol olsun, ‘mekânı cennet olsun’ ve ‘ruhuna fatiha’ gibi kelamlar edilmez. Hakk’a yürüyen can insanı kâmil ise ardından “devr-i daim olsun” ve “devr-i kaim olsun” ve “mekânı gönüller olsun” denilir. Hakk’a yürüyen Can, insan-ı kâmil değil ise, hala ham ervah (yani olgunlaşmamış – “genç”) ise arkasından “devr-i asan (kolay) olsun” denilir. Bu sözleri devir inancının gereği olarak kullanırız. Hakk’a yürüyen can’ın yakınlarına taziyede bulunurken de; acınızı yürekten paylaşıyor, sabır diliyoruz. Bu son acınız olsun. Hakk başka keder yaşatmasın. Hızır sizlere uzun ömür ve sabır versin deriz.
HAKK’A UĞURLAMA ERKÂNI
“Cananı Hakk bilip, candan sevmişiz
Bize huri, melek, cennet gerekmez
İmana gelmeden, sırr-a ermişiz
Aşktan ötesine minnet gerekmez.” -Hıdır ÇAM (Deruni Baba)-
Günümüzde birkaç istisna hariç; asimilasyon, Cem ve Hakk’a yürüme erkânlarında da karşımıza çıkıyor ve ‘Alevi toplumunun’ belki de en çok asimilasyona maruz kaldığı erkânlardan biri cem erkânı, bir diğeri de Hakk’a yürüme erkânıdır diyebiliriz. Son 30 yılda “formatlanıp” topluma sunulan Cem erkânı “özden kopmaya”, Hakk‘a uğurlama erkânı ise “başkalaşmaya” yol açmaktadır diye naçizane düşünüyorum. Gerçek şu ki hangi dine, hangi inanca mensup olurlarsa olsunlar, toplumlar yaşarken hangi şekilde yaşayıp inanıyorlarsa, öldüklerinde de o şekilde cenaze erkânıyla (merasimiyle) uğurlanıyorlar. Hiçbir şüphe yok ki bu kural Hakk’a yürüyen Alevi Can’lar için de geçerlidir. Ne yazık ki, Hakk’a yürüyen Alevi Can’lar için geçerli olan bu kural birçok “Cemevimiz”de yerine getirilmiyor.
Hakikat Yol’unda (Alevilikte) Hakk’a uğurlama erkânı, bir yönüyle bedeni toprağa verme, Can’ı Canana uğurlama erkânıdır. Hakk’a yürüme erkânı bir yönüyle öğretiye sahip çıkma erkânıdır. Bundan dolayı cenaze namazı demeyiz, Hakk’a yürüme erkânı deriz. Defin ediyoruz demeyiz, toprak Ana’nın kucağına sır ettik ya da toprak Ana’ya sırlıyoruz diyoruz. Eğer bu kadim öğretinin yok olmasını istemiyor isek, Hakk’a yürüyen canımızı kendi Yol Erkânımıza uygun şekil uğurlayıp sırlamak zorundayız. Gerçeğin demine Hü… (Görseldeki Hakk’a Uğurlama Erkânı, Hakikat Yol’u (Alevilik) değerlerine göre yapılan bir erkândır. Hakk’a yürüyen Can’ın devr-i daim olsun. Bu hizmeti yürütenlerin hizmetleri Hızır dergâhına yazılsın.)
Sevgiyle. Aşk ile.




















































































