“Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadet dili ise Türkçedir” sözleriyle Sanatçı Erdal Erzincan eleştiri oklarını üzerine çekti.
Bu söylem Alevi toplumu içerisinde tartışma yaratırken, sanatçıya yönelik eleştirilerde ise kimi açılardan kantarın topuzunun kaçmasına yol açtı.
Sanatçı Erdal Erzincan’ın “Alevilik, 72 milleti içine alan kadim bir gelenektir. “Kürt Alevi” ya da “Türk Alevi” diye bir tabir yoktur; Kürtçe konuşan Alevi, Türkçe konuşan Alevi veya Zazaca konuşan Alevi vardır. Aleviliğin lisanı hal dilidir, ibadet dili ise Türkçedir. Gelenek bize bunu böyle aktarıyor” sözlerinden sonra “ırkçılık”, “Şovenizm” sözleri havada uçuştu.
Alevi toplumunun içinden çıkmış ve uzun yıllardır müzik alanındaki katkılarıyla topluma mal olmuş bir sanatçıyı bir çırpıda “ırkçılık”, “Şovenizm” yaftasıyla damgalamak hakkaniyetten uzak bir yaklaşımdır.
Sanatçı Erzincan, gelen tepkilere yönelik ise sosyal medyadan şu paylaşımlarda bulundu: “Ne zaman toplumsal birliği ifade eden bir paylaşım yapsam Türkçülük ve Kürtçülük yapanlar hemen karşı çıkıyorlar. Bu ülkenin en büyük hastalığı ırkçılıktır. “ ibadet dili “ derken; Aleviler, cemlerinde bağlama eşliğinde söyledikleri deyişlerde Türkçe’yi kullanıyorlar. Bu, halkın kendi tercihi; benim kişisel görüşüm değil. Sözlerimin farklı şekilde yorumlanmasını istemem.” Ben geleneği anlatıyorum size. Böyle olmalı demedim. Fikrimi sorarsanız her dilde ibadet olmalı. Ancak ibadetin şekillenmesi Türkçe yazan ozanların deyişleriyle şekillendiği için böyle bir sonuç ortaya çıkıyor. Dersim’de 6 yıl boyunca köy köy dolaşıp, kar kış demeden çocuklara hem Türkçe hem Zazaca ezgiler öğrettim. Niyetim ortadayken sadece gelenekteki bir uygulamadan söz ettiğim için böyle acımasız tepkiler almak üzücü. Keşke bu tepkinin onda biri zorunlu din derslerine gösterilseydi.”
Elbette ki, herkes gibi Erdal Erzincan da yanlış bir ifade kullanabilir ve bunun sonucunda da eleştirilebilir, eleştirilmelidir de. Nihayetinde eleştiri ve özeleştiri ile doğruyu yanlıştan ayırt edebilir, daha iyi ve güzele doğru yol alabiliriz. Gelişme için bu döngü olmazsa olmazdır. Burada sorun eleştiri değil, eleştiri adı altında sığ yaklaşımlar ve hakkaniyetten uzak yaftalamalardır.
Alevi toplumunda birçok platformda Erdal Erzincan’ın sarf ettiği ifadeler üzerinden tartışmalar yürütülüyor, değerlendirmeler, eleştiriler yapılıyor. Yapılsın da ama birbirimizi kırmadan, birbirimize haksızlık etmeden yapsak tüm bunları, sonunda biz kazanacağız. Ama yok ille de basit, yüzeysel ve incitici değerlendirmelerle kırıp döküyoruz.
Sahi biz neden böyleyiz, birbirimize karşı neden bu kadar acımasız, özensiz ve kırıcı olabiliyoruz. Alevi toplumunda çok kıymetli değerlerimiz var ancak ne yazık ki, en ufak bir farklılıkta, anlaşmazlıkta ya da yanlışta birbirimize karşı bu kadar hoyrat davranabiliyoruz.
Gelen “eleştirilere”, tepkilere karşı Erdal Erzincan’ın kurduğu şu cümleye dikkat çekmek isterim: “Niyetim ortadayken sadece gelenekteki bir uygulamadan söz ettiğim için böyle acımasız tepkiler almak üzücü. Keşke bu tepkinin onda biri zorunlu din derslerine gösterilseydi.” Evet ne yazık ki, halimiz mecalimiz bu. Evet, ne yazık ki, gücümüz birbirimize yetiyor ve en ufak bir yanlışta birbirimizi kırmayı marifet sayıyoruz. Mesele burada Erdal Erzincan’ın kullandığı ifadelerin doğru ya da yanlış olması, savunusu ya da yerilmesi üzerinden haklı ya da haksız bulunması değil. Bizim birbirimize olan yaklaşımımızdaki ölçüsüzlüktür. Büyük laflar, haksız yaftalamalar yerine kendi kültürümüze uygun bir hoşgörüyle eğriyi doğruyu elimizden geldiğinde net ve sade olarak ifade edip geçsek bir sorun kalmayacak. Ancak bunu bir türlü başaramıyoruz, çünkü karşımızda bizi yok sayan, inkar eden egemen anlayışa karşı gereken direnci gösterecek güce, dirence, örgütlülüğe sahip olmadığımız için biriken öfkemizi birbirimize yansıtmak daha kolay geliyor.
Erdal Erzincan’ın sözlerine bir başka sanatçımız Mikail Aslan yanıt veriyor:
“İbadet dilimiz Türkçe değildir, annem Türkçe bilmiyor ve ibadetini Kirmancca/Zazaca yapıyor. İbadet dilinin kısmen Türkçeleşmesi Cumhuriyet sonrasındaki asimilasyon politikasıyla gerçekleşen bir durumdur.
Onlarca beyitini söylediğiniz Davut Sulari’nin ibadet dilini, cem û cemaat dilini merak edenler aşağıdaki kayıttan dinlesinler.
Yedi yaşıma kadar köyümde günlük yaşamda Türkçe yoktu, Türkçeyi köyümüze gelen askerlerden veya devrimcilerden duyardık. Esê halamız Türkçeye “zonê nizamo/askerlerin dili” derdi. Şimdi biri gelip Esê halama “ibadet dilin Türkçedir’ dese, halamın ona hangi küfrü edeceğini biliyorum!
Bu coğrafyanın aydını ve sanatçısı vicdanı çok evvel yitirdi. Yakın zamanda bir Alevi sanatçısı da soykırımcı Talat Paşa’yı kahraman ilan etmedi mi?
Dünya böyle bir yer, herkes tarafından tekrarlanan yalan bir gün gerçek olur!
Davut Sulari’nin onlarca beyitini söyleyenler şimdi dönüp “siz yoksunuz” diyorlar. “Yedi Ulu Ozan” kararını kim verdi, bunlar neden hepsi Türklerden seçildi? Kirmancların, Kurmancların, Kakeyilerin, Nusayrilerin, Yaresanların, Şabakların, Arnavutların, cümle Alevilerin ozanları niye “ulu” değil?
Sanat doğruya, güzele, iyiye yazgılıdır, yalana, yanlışa, inkara değil!”
Mikail Aslan’ın Erdal Erzincan’a yanıtı birçok açıdan yerinde ve isabetlidir kanımca. Tabii herkes durduğu ve baktığı yerden meseleyi farklı farklı değerlendirebilir, bu da gayet normaldir. Sonuçta bakış açınız, sınıfsal konumunuza, beslendiğiniz kaynaklara ve sahip olduğunuz dünya görüşüne göre farklılık arz eder. Alevi toplumu da homojen bir topluluk değildir. Zaten fikirlerdeki ayrışma, farklılaşma da buradan kaynaklanıyor. Bu da eşyanın tabiatı gereğidir. Mesele bizim için değerli olan her iki sanatçımızın da fikirlerinin farklılaşması değildir. Bu normal, normal olmayan ya da bize yakışmayan farklılıklarımızı ya da yer yer zıtlıklarımızı tartışırken bize yakışmayan bir üslubun kullanılmasıdır.
Lafa gelince “İncinsen de incinme” diyen kimileri en ufak bir tartışmadan bir bakıyorsunuz sivri diliyle kendi insanlarını yaralayıp durmaktan kendini alamıyor. Sahi bu neyin dayanılmaz hafifliğidir? Bu tavır yakışıyor mu Alevi değerleriyle yetişen insanlarımıza?
Yıllardır türlü zorbalıklarla, asimilasyonla, ötekileştirmelerle dilini, kültürünü, inancını, ibadetini, yaşam tarzını yok sayan egemen bir güç dururken, kendi içimizdeki farklılıklara, ayrılıklara böylesine ölçüsüz tepkiler göstermenin Alevi öğretisiyle bağdaşması mümkün değil.
Evet asimilasyondan kaynaklı cem ibadetinde Türkçe’nin baskın hale gelmesi bir sonuçtur ama itiraz edilmesi gereken de bir noktadır. Buna en iyi itiraz da anadilde ibadetin yaygınlaşmasıdır. Bırakalım anadilde ibadeti, Türkçe deyişlerde dahi Alevi toplumundaki sanatçıların birçok kelimeyi açıkça telaffuz edemedikleri süreçler dahi yaşandı. Bu da Alevi toplumu içindeki hem anadilden hem de inanç, ibadet bağlamında baskının, asimilasyonun ne kadar katı bir şekilde yaşandığının bir göstergesidir.
Bu kadim coğrafyada Alevi inancını, öğretisini, kültürünü, felsefesini adına ne derseniz deyin tüm bu değerleri benimseyen, içselleştiren ve buğuna taşıyan birçok halk vardır. Mezopotamya’dan Balkanlara Alevi öğretisi birçok halkta karşılığını bulmuştur. Haliyle cemlerde ve deyişlerdeki dil farklılıklarının olması, Türkçe’nin ağrılıkta olması vs. tüm bunlar içinde bulunduğumuz coğrafyanın siyasal şekillenmelerinin de etkisini taşır.
Sanatçı Mikail Aslan’ın Erdal Erzincan’a yanıt verirken hatırlattığı “Kirmancların, Kurmancların, Kakeyilerin, Nusayrilerin, Yaresanların, Şabakların, Arnavutların, cümle Alevilerin ozanları niye “ulu” değil?” bu ifadeler tam da bu çeşitliliğe vurgu yaparken, asimilasyonun etkilerini de çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bir kere egemen devlet anlayışı her şeyden önce Aleviliğin inancını, ibadetini yasaklamış, yok saymıştır. Bunun ibadet dilinin Türkçe mi Kürtçe mi Arapça mı, Farsça mı, Arnavutça mı olduğu bu yasaktan sonra gelir. Öncelikle buraya odaklanmak gerek. Zaten Erdal Erzincan da “Fikrimi sorarsanız her dilde ibadet olmalı. Ancak ibadetin şekillenmesi Türkçe yazan ozanların deyişleriyle şekillendiği için böyle bir sonuç ortaya çıkıyor” diyor. Yani bu böyle olsun diye bir şey yok. Varolanı söylüyor ama bunun içinde asimilasyon gerçeğini de es geçiyor. Tabii bu Türk olmayan Aleviler için böyledir. Yoksa Türk Aleviler açısından dil konusunda bir sıkıntı yok haliyle. Ama tüm Aleviler için inanç ve ibadet açısından maruz kalınan baskı ve asimilasyon aynıdır. Nedir ki, anadilden kaynaklı Türk olmayan Aleviler daha katmerli bir asimilasyonla karşı karşıyadır, bu da ortadaki bir gerçektir.
Her iki sanatçının söylemleri üzerinden katıldığımız ya da ayrıştığımız noktalar olabilir ki, olması da doğaldır. Mesele olan bu değil, eleştirirken maksadı aşan cümleler kurmaktan ve haksız yaftalamalar yapmaktan kaçınmaktır. Ancak yazık ki, birçok sosyal medya platformunda yapılan değerlendirmeler ve yapılan paylaşımlar yazık ki bundan uzaktır.
Ez cümle söz konusu bu tablodaki haksız ve incitici söylemlerin Alevi toplumunun birliğine, örgütlülüğüne ve hoşgörüsüne uygun düşmediği kanaatindeyim.




















































































Din üzerinden bı asimilasyon varsa o da Arap, selefi ,vahabi yolu ile yapılıyor. Günde beş vakit Arapça ezan okunurken, namazda Arapça dualar ile ibadet edilirken, zorunlu din dersi adı altında insanlara dinsel inanç dayatılırken sesi çıkmayanlar, tepki vermiyenler, Erdal Erzincan üzerinden Türkçe duazimam, değiş, nefes söylemelerini ırkçılık yaftası ile suçlamalar insafsızlıktır.
Anadilde eğitim, anadilde ibadet talebi ile dostça kalın