PİRYOL- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Kerbelâ’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, “Kerbelâ bir tarih değil, her çağda zalimlere karşı yeniden verilen bir vicdan sınavıdır” dedi.
Muharrem orucunun aç kalmanın ötesinde bir hatırlayış olduğunu vurgulayan Fırat, “Kerbelâ’nın bize bıraktığı en büyük miras acıyı kutsamak değil, adaleti savunmaktır” diye konuştu.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Kerbelâ’nın anlamına, Muharrem orucuna ve Alevi inancındaki yerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasına Genel Kurulu selamlayarak başlayan Fırat, Kerbelâ’nın üzerinden yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen insanlığın hala aynı soruyla yüzleştiğini söyledi.
“İnsanların sorusu hala aynıdır; gücün yanında mı duracağız, yoksa hakikatin ve hakkın yanında mı duracağız?” diyen Fırat, Kerbelâ’nın bu nedenle yalnızca tarihsel bir olay değil, her dönemde yeniden yaşanan bir vicdan sınavı olduğunu ifade etti.
“KERBELÂ HER ÇAĞDA YENİDEN KARŞIMIZA ÇIKIYOR”
Şah Hüseyin’in büyüklüğünün sonucu değiştiremeyeceğini bilmesine rağmen adaletin yanında yer almasından kaynaklandığını belirten Fırat, Kerbelâ’da verilen mücadelenin bir iktidar mücadelesi değil, insanın inancına, hakikatine ve vicdanına sahip çıkma mücadelesi olduğunu söyledi.
İnsanlık tarihi boyunca birçok halkın ve topluluğun kendi Kerbelâ’sını yaşadığını ifade eden Fırat, insanların kimi zaman inançlarından, kimi zaman kimliklerinden dolayı dışlandığını, kimi zaman da adalet talep ettikleri için cezalandırıldığını dile getirdi.
Kerbelâ’nın bugün de gücün hukukun önüne geçip geçemeyeceğinin, devletin vicdandan kopup kopamayacağının ve insanın doğrularından vazgeçip geçmeyeceğinin sorgulandığı bir simge olduğunu belirten Fırat, “Kerbelâ yalnızca İslam tarihinin değil, insanlık tarihinin en önemli ahlaki kırılma noktalarından biridir. Biz Alevi toplumuna göre adalet Kerbelâ’da yitirildi” dedi.
“MEŞRUİYET GÜÇTEN DEĞİL, VİCDANDAN DOĞAR”
O gün sorulan soruların bugün de geçerliliğini koruduğunu vurgulayan Fırat, yönetimlerin gücünü korkudan mı yoksa adaletten mi aldığı sorusunun hala önemini koruduğunu söyledi.
Bir tarafta gücün meşruiyet ürettiğine inananların, diğer tarafta ise meşruiyetin vicdandan ve adaletten doğduğunu savunanların bulunduğunu belirten Fırat, Şah Hüseyin’in insanlığa suskunluğa karşı itiraz etmeyi öğrettiğini ifade etti.
Fırat, “Herkes sustuğunda susmayacaksın, herkesin biat ettiği yerde itiraz edeceksin. Kerbelâ yalnızca bir matem değil, insan onurunun sınandığı ahlaki bir sınavdır” diye konuştu.
“MUHARREM ORUCU AÇ KALMAK DEĞİL, HATIRLAMAKTIR”
Muharrem ayının Aleviler açısından taşıdığı anlamı da anlatan Fırat, 14 Haziran’da üç günlük Masum-u Paklar Orucu’nun, 17 Haziran’da ise Muharrem Yas-ı Matem ve On İki İmamlar Orucu’nun başlayacağını hatırlattı.
Alevi inancında orucun başlangıç ve bitişini belirleyen katı kurallar bulunmadığını belirten Fırat, “Oruç güneşle başlar, güneşle biter. Gün boyunca hissedilen açlık ve susuzluk yalnızca bedene ait değildir. Her lokmada, her yudumda Kerbelâ’nın hüznü yaşanır” dedi.
Muharrem orucunun aç kalmaktan öte bir anlam taşıdığını ifade eden Fırat, bunun insanın vicdanına dönmesi, mazlumun acısını yüreğinde hissetmesi ve insanlığı diri tutması olduğunu söyledi.
“AŞURE PAYLAŞMANIN VE RIZANIN LOKMASIDIR”
Muharrem orucunun ardından paylaşılan aşurenin yalnızca bir yiyecek ya da tatlı olmadığını belirten Fırat, aşurenin farklılıkların aynı kazanda birbirine üstünlük kurmadan var olabilmesinin sembolü olduğunu ifade etti.
Aşurenin paylaşmanın, dayanışmanın, rızanın ve kardeşliğin lokması olduğunu söyleyen Fırat, Kerbelâ’nın anılmasının amacının acıyı büyütmek değil, adaleti çoğaltmak olduğunu vurguladı.
Fırat, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Paylaşacağımız her lokma insanın insana kıymadığı, inançların ve kimliklerin ötekileştirilmediği, çocukların savaşlarda susuz kalmadığı bir dünyanın niyetine olsun. Muharrem mateminde süzülen hakikat bizlere yalnızca yas tutmayı değil, vicdanı, merhameti ve birlikte yaşamayı da öğretsin. Hak-Muhammed-Ali aşkına tuttuğumuz oruçlar, paylaştığımız lokmalar kabul olsun. Birliğimiz daim, yolumuz Şah Hüseyin yolu olsun.”


















































































