Aleviler kendi tarihlerini sözel anlatım ile günümüze taşıdılar.
Alevilerin var olan yazılı kaynakları dönemin muktedirleri tarafından imha edilmiş, özelikle dergahların, kapatılmasından sonra günümüze ulaşan az sayıda yazılı eserler de tahrifatlar yapılmış.
Kızılbaş Alevi toplulukları kendi tarihlerini, kavgalarını, yaşam tarzlarını, bir bütün olarak kendi kültürel oluşumlarını yazılı Kaynaklardan ziyade cemlerinde, muhabbet meydanlarında mürşidi kamillerin anlattıkları sözel anlatımlar ile günümüze taşımışlar.
Binlerce deyişin, nefesin sözel olarak bugüne ulaşması ancak güçlü bir hafızanın eseri olabilir, Aleviler Aleviliği yaşayarak öğrendiler, bu kadar güçlü bir hafızanın oluşması Aleviliğin gönülden canlı yaşanmasına bağlana bilinir.
Bu durum aynı zamanda, Aleviliğin yaşayarak öğretilen bir yol olduğunu ortaya koymaktadır.
Kızılbaş Alevi felsefesini anlamak ve öğrenmek için mürşidi kamilin eline tutunmak, muhabbet meydanlarında bulunmak ve muhabbetlerde dile gelen hak kelamları ile demlenmek gerekir.
Binlerce ozan, Yol Erenleri bu kadar zengin bir edebiyattı kitabi bilgiler okuyup yorumlayarak ortaya koymadılar.
Muhabbetlerde edindikleri bilgiler ile tarihini, kültürel var oluşlarını gerçekleştirdiler.
Dergahlar kültür yuvasıydı, ortak yaşam alanlarıydı, bu ortak yaşam alanlarında şairler, ozanlar, pirler yetiştirilirdi, şiirler okunur, deyişler söylenir, bağlamalar çalınır, semahlar dönülürdü, tarihi olaylar anlatılır yorumlanır, sürekli bir kültürel üretim gerçekleşirdi, bu üretim sürecinde, her kesin rızalığını esas alan bir yaşam inşa edilirdi.
Günümüz alevi dünyası kendi felsefesinden, öğretisinden kopuk yaşıyor.
Cem evlerinde sabah kahvaltıları, dostlar bizi pazarda görsün türünde bir iki panel ve cenaze erkanları dışında bir işleve sahip değiller, kültürel üretimden kopukturlar.
Alevi kültür merkezlerinde öğreti ile ilgili anlatılanlar kuru, ezbere dayalı kitabi bilgilerdir, gönül hanesinden gelen bir kelam olmayınca anlatıcı coşkulu bir anlatım ortaya koymuyor, dinleyici anlatılanlardan haz almıyor, aşka gelmiyor, oysa Alevilik aşk halinde yaşamaktır, dolup taşmaktır, gönül heybesini yüklemektir, yol talibi bu yükü alamayınca ortaya çıkan durum talibe ağır bir yük ve eziyet olmaya başlıyor.
Günümüz cemlerinde ortaya çıkan durum, iki saat diz kırıp yolun çilesine katlanamama hali genel durumu fazlasıyla anlatıyor.
Yol ve erkan içinde büyümemiş, cem meydanlarında mürşidi kamillerin sözüne, kelamına, sazına, nefesine nail olmamışlar bu hali bilmezler.
Alevi kültür merkezleri kültürel üretim alanlarına ulaşmak zorundadır, üretimin geçekleşmesi için muhabbet lazım, muhabbette meydan lazım, bunlar olmadan ne Alevilik anlaşılır nede Alevilik yaşanılır.
Kültürel yozlaşma, kurumsal çürümeye neden olan etkenlerin en önemli sebeplerinden biri Alevi Kültür Merkezlerinin esas amaçlarından uzaklaşmasıdır.
Kültür yaşayan bir canlı organizmadır, yenilenir, gelişir, güçlenir, geleceğe aktarılırsa ölmez, yok olmaz, bunları yapmazsa hastalanır, bünyesi zayıflar unutulmaya yüz tutar ve zamanla kaybolur.
Alevilik yaşanılmadan öğrenilmez, yaşanılacak olan Aleviliğin mekanı cem evleridir, cem evleri bir canlının yaşanması için uygun bir ortama sahip olmak zorundadır, bir canlının yaşayabilmesi için mekan uygun değilse orada yaşam olmaz.
Aşk ile Kalınız
Nurten Yalnız


















































































