“Bir toplum yapılan yanlışlarına arkasında durup, sesiz kalıyorsa ve o yanlışın arkasında yürüyorsa, bilin ki o toplum ikrar ve rıza hukukundan ve Yol’dan uzaklaşmış demektir.” -DERVİŞ-
Bizim Hakikat Yol’umuz şekilciliğin ve ezberciliğin değil, mana’nın Yol’udur ilkesinden hareketle, Cem erkânlarımız da ‘gösteriş değil’, bilinç esas alınmalı; şekil değil, anlam (mana) yaşatılmalıdır. Zira mana’nın yaşatılacağı, birlik ve bütünleşmenin sağlanacağı, toplumsal dayanışmanın, kültürel aktarımın ve etik bilincin öne çıkarılacağı ana merkez Cem erkânlarımızdır. Özü itibariyle erkân’larımız, ‘biçim değil’, bilinç ve muhabbet ister. Üzülerek belirteyim ki, günümüzde büyük bir çoğunlukla (%75 gibi), Cem erkân’larımız da bilgi yerine ezber, bilinç yerine şekil, samimiyet yerine gösteriş, rızalık yerine kabullenme hâkim olmaya başlamış. Ve Cem erkânlarımız öğrenme meydanı olmaktan çıkıp, seyirlik bir “tören” hâline getirilerek özden uzaklaştırılmıştır.
Talibin yol bilgisini öğrendiği, görgüden geçtiği, hata/eksik varsa yüzleşip, düzelttiği Cem erkânlarımız, tarih boyunca ikrar ve rıza esası hukuku gibi temel değerleri ortaya koymuş, Kızılbaş talip topluluklarının davranışlarını ikrar ve rızalık temelinde düzenlemiş, talip toplulukları içinde barışı sağlamış ve dengeyi korumuştur. Kızılbaş talip toplulukları içinde barışı sağlayan ve dengeyi koruyan Cem erkân’larımızın işlevselliğinden kopartılıp, “gösteriye dönüştürülerek” özünden kopartılması demek; talip Can’ların kendi özünden kopması demektir. Erkan’larımızın özüne uygun yürütülmesi demek; talip Can’ların kendini tanıyıp, bilincini geliştirerek olgunlaşma (olma) yolculuğuna çıkması demektir.
Bu anlamıyla da Cem içindeki her erkân, talip can’ların olgunlaşması (“eline, diline, beline sahip ol”) için düzenlenmiştir: Şöyle ki; ikrar Cem’i erkânı Yol’a bağlanmanın bilincini taşır. Muhabbet erkân’ı toplumsal bilinçlenmeyi ve olgunlaşmayı sağlar. Musahiplik erkân’ı, talip can’lar; ikrarlarını sağlam temellere dayandırarak, ikrar erkân’ından geçerek musahip (yol kardeşi) olurlar. Böylece dört can, bir beden olup birbirlerine bağlanırlar. İkrar ile birbirine bağlanan can’lar, bundan böyle birbirlerine karşı ve içinde bulundukları topluma karşı da sorumluluk taşırlar. Bu anlamıyla bir olmanın ve dayanışmanın sembolü olan musahiplik, mükemmel bir denetim (sigorta) mekanizmasıdır.
Hakikat Yol’unda (Alevilikte), dâr-didar olunarak, sorgu-sual’den yani ‘görgü’den geçip “aklanmak” vardır. Görgü Cem’i erkânı, toplumsal düzenin denetim mekanizmasıdır, bu erkân talip Can’a toplum içindeki ahlaki sorumluluğunu öğretir. Özünde dâr erkânı, talip can’ın nefs muhasebesidir; hakikat meydanında dâr’a duran talip can, kendi özünü sorgular, vicdanına hesap verir, toplumsal ilişkilerini dâr’a çeker. Yol’umuz da bu duruma “ölmeden önce ölmek” diyoruz. “Ölmeden önce ölen” talip Can, böylece kendisini her türlü olumsuzluklardan arındırıp iyiye yönelir. Hakk’a yürüme (“Hakk’tan gelip, Hakk’a gitme”) erkânı, yaşamın sürekliliğini yani devriyeyi biz Yol taliplerine hatırlatır. Bu bilinçle Hakk’a Yürüme erkânlarımızı, bir başka dini inanca benzeşerek değil, Yol’umuzun özüne uygun şekilde yapmalıyız ve Hakk’a yürüyen Can’ı o şekilde uğurlayıp, sırlamalayız.
Sonuç olarak: Yol içinde tasarlanmış tüm erkânlarımız; birlik ve bütünlük içinde insanı (Can’ı), pişirip olgunlaştırarak hakikat bilincine ulaştırmak içindir. Yol’a ikrar veren her talip, ikrar ve rıza hukuku bilincini, kendine rehber edinip, çevresinde olup-biteni sorgulamalıdır. Yol’da eğrinin yeri yoktur ilkesinden hareketle; haksızlık karşısında sessiz kalmamalı, doğrudan yana olmalıdır. Hiç şüphe yok ki, doğrudan yana olmak, insanın vicdanını rahatlatır ve olup-biteni sorgulayarak aklını geliştirir. Bunun içindir ki, sorgulayarak bilinçlenip gelişen akla, Yol’umuz diliyle Hızır aklı diyoruz. Bir olup, Hızır aklıyla hareket eder isek; asimilasyon nedir, kim ya da kimler asimilasyona “hizmet” ediyor ve asimilasyona karşı hep birlikte ne yapabilirizin cevabını da bulmuş olacağız. Gerçeğe Hü!
EKLER:

İkrar, insanı kendisiyle yüzleştirir, aklı ve vicdanıyla birlikte ayağa kaldırır, rızalık ise vicdanın ve adalet’in şaşmaz ölçü ve terazisidir. Aynı zamanda ikrar, yanlışa karşı susmamayı, haksızlık karşısında tarafsız kalmamayı, güce göre şekil almamayı Yol’un talibine emreder. İkrar ve rızalık yoksa erkân ve muhabbet bir boşlukta dönüp duran şekiller yığınına dönüşür, sosyal çürümeye kapı aralar. Özü itibariyle ikrar ve rızalık olmayan yerde birlik olmaz; birliğin olmadığı yerde hakikat tecelli etmez ve dâr-didar, sorgu-sual meydanı kurulmaz… Sevgiyle. Aşk ile.

















































































