Aralık ayına doğru asgari ücret tartışmaları ya da senaryoları üzerine değerlendirmeler artmaya başladı.

Geçen yıl da resmi enflasyon oranı %44,38’e ulaşırken, 2025 yılı için asgari ücrete %30’luk zam yapılmış ve maaşlar 17.002 TL’den 22.104 TL’ye yükseltilmişti.
Buna rağmen, “işçiyi, emekçiyi enflasyona ezdirmedik” diye algı oluşturmaya çalışan yöneticilerin açıklamaları da eksik olmamıştı.
Orta Vadeli Program’daki enflasyon hedefinin %28,5’e yükselmesi ve Merkez Bankası’nın TÜFE tahmininin %31-33 bandında seyretmesi de göstertiyor ki, bu yıl da asgari ücret tiyatrosunda işçi emekçiler açısından değişen bir şey olmayacak. Yani, hayat pahalılığının bir yılda ikiye katlandığı ve alım gücünün yarı yarıya düştüğü bir ekonomik tabloda asgari ücrete talim eden çalışanlar için bu yılki zam oranı da bir merhem olmayacak.
Hali hazırda süren tartışmalar ya da algı operasyonları içinde asgari ücretin yeni zamla birlikte 28-30 bin lira bandında açıklanması bekleniyor. Oysa Türk-İş’in dahi 2026 Şubat ayı için öngördüğü 40 bin TL’lik yaşama maliyetiyle zamlı asgari ücret arasında ciddi bir fark ortaya çıkıyor.
Yine, Türk-İş, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını 28 bin 412 TL, yoksulluk sınırı da 92 bin 547 TL olarak açıklıyor. Demek ki, yeni asgari ücret açlık sınırında olacak yine. Daha doğrusu yeni yılla birlikte gelen yeni zamlarla da kısa bir süre içinde açlık sınırının da altında kalacak.
Her asgari ücret zammı tartışmalarında vurgulanan bir gerçeğin altını bir kez daha çizmek gerekiyor, o da asgari ücrete gelen zammın ne olduğu değil alım gücünün ne olacağıdır. Yani asgari ücret zammından sonra her şey daha fazla zamlanacaksa asgari ücretin ne kadar arttığının da bir önemi kalmayacak. Kaldı ki, asgari ücrete yılbaşında yapılan zamdan sonra yurttaşların tüketim malzemelerine ya da aldıkları hizmete günü birlik zamlar yapılıyor. Yani, çarşı pazarda, marketlerde, mağazalarda her hafta değişen etiketler asgari ücretin alım gücünü günden güne kemirip duruyor. Haliyle asgari ücret zammından sonra önüne geçil(e)meyen fiyatlardan kaynaklı hayat pahalılığı her geçen gün artıyor. Böyle bir tabloda işçi emekçi yurttaşların geçim derdi her zaman bir önceki yılı aratacak şekilde daha da ağırlaşıyor.
Peki, bu tabloyu değiştirecek herhangi bir önlem alındı mı, alınıyor mu, alınacak mı? Buna bugüne kadarki gelişmelerden bakarak olumlu bir yanıt vermek mümkün değil.
Sözün özü özeti asgari ücret tartışmaları işçi emekçiler için tamamen boş laf olmanın ötesinde bir anlam taşımıyor. Aslında çalışanların bütün bunlara karnı tok, yani, pek kimsenin bu konulara dair pek bir umut taşıdığı da yok. Ama yine de her yılsonuna doğru temcit pilavı gibi milletin önüne getiriyorlar bu tiyatroyu. Artık kabak tadı vermeyi de aştı bu konu. Asgari ücret kavramının kendisi bile sorunlu. Asgari değil, insanca yaşanacak bir ücret herkesin hakkı olmalı. Bunun için de işçi emekçiler bu tiyatroyu elleri böğründe seyretmek yerine bugünü ve geleceği için haklarını aramaktan geri durmamalı.


















































































