PİRYOL- Akademisyen Aziz Yağan, Alevilikteki kurumsallaşma sorununa dair değerlendirmelerde bulundu.
Aziz Yağan’ın yazısı şöyle:
“Garip Dede Dergâhı’na CHP Manisa Milletvekilinin ziyareti esnasında atılan “Hain Kemal” sloganı kişiyi ya da bir siyasi tartışmayı değil, çok daha büyük bir sorunumuzu görünür hale getirdi. Asıl sorun bu sloganın Alevi toplumunu bölmesi değildir. Asıl mesele, sloganın kendisinden çok, bu sloganın neden bir cemevinde rahatça atılabildiği, cemevlerinin neden siyasetin alanı, siyasi gerilimlerin yaşandığı mekanlar haline gelebildiğidir.
Alevilikte asimilasyonun önemli nedenlerinden biri de inanç kurumlarımızın ortak ve meşru bir kurumsal yapıya kavuşmamış olmasıdır.
Cemevlerimiz de genelde inanç kurumlarımızın temsilcileri tarafından yönetilmediği için ya da siyasileşmiş inanç temsilcilerimizin siyasetin etkisine açıktır. Bunun nedeni, Aleviliğin inanç olarak güçlü olmasına rağmen kurumsal olarak dağınık olmasıdır. Her pirimiz farklı konuşuyor, her cemevi farklı yönetiliyor, her dernek farklı hareket ediyor. Ortak inanç kurumu ve ortak yol erkânı bulunmayınca herkes farklı uygulamalar geliştiriyor, çok az kişi hangisinin tarihsel Alevilik olduğunu biliyor, dış etkiler kolaylaşıyor ve inancımız zamanla kendi doğal akışının dışında değişiyor. Bu, asimilasyondur.
Aleviliğin bugünkü en büyük sorunu örgütsüzlüktür. Örgütsüzlüğün getirdiği kontrolsüzlüktür. Çözüm daha fazla dernek değil; ortak bir inanç kurumudur. Alevilik hem statükonun inkarından ve onu farklı yönlere taşıma girişimlerinden etkilenmemek hem de modern dünyada varlığını sürdürebilmek için inanç içi kurumsallaşmasını geliştirmek zorundadır. Çözüm, geçmişe dönmek değil; geleneği koruyarak çağdaş bir kurumsallaşmayı başarmaktır.
Çözüm olarak ‘Ocak sistemine dönüş’ değil, Alevilik için çağdaş ve ortak temsil sağlayan bir kurumsal yapı öneriyorum. Binlerce yıldır bizi ayakta tutan Ocak sistemini ortadan kaldırmayı değil; onu çağın ihtiyaçlarına uygun biçimde korumak için kurumsallaştırmayı öneriyorum. İnancımızı siyasetin günlük tartışmalarından koruyacak, asimilasyona karşı güçlendirecek olan da budur. Geleneği korumanın yolu onu dondurmak değil, kurumsallaştırarak geleceğe taşımaktır.
Günümüzde birçok inanç topluluğu, kendi iç işleyişini düzenleyen ve ortak temsil sağlayan kurumsal yapılara sahiptir. Aleviliğin de ocakların meşruiyetinden doğan ortak bir kurumsal yapıya ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç, başka inançları örnek almak değil; Aleviliğin kendi tarihsel birikiminden hareketle ortak temsil mekanizmasını oluşturması anlamına gelmektedir.
Bugün hiçbir mürşit ya da pir bütün Alevileri temsil etmemektedir. Bu durum tarihsel olarak doğal olabilir; ancak günümüz dünyasında kurumsal temsil eksikliği doğurmaktadır. Bu nedenle ocakların ortak iradesiyle yeni bir temsil modeli oluşturulabilir.
Önerdiğim temel yapı, ocakların eşit temsil edildiği bir Alevi Meclisi’dir. Bu meclis, kendi içinden ya da belirleyeceği usulle bütün Alevileri temsil edecek süreli ve denetlenebilir bir Sözcü Mürşit makamı oluşturabilir.
Bu model, tek başına merkezi bir makam anlayışına değil, ocakların ortak iradesine dayanan kolektif bir yapıya dayanmalıdır. Kararların oy birliği ya da nitelikli çoğunlukla alındığı, dönüşümlü başkanlık veya süreli temsil sisteminin uygulandığı böyle bir yapı; hem ortak temsil ihtiyacını karşılayabilir hem de ocakların tarihsel özerkliğini koruyabilir. Böylece merkeziyetçilik kaygısı azaltılırken, Aleviliğin çağdaş dünyada kurumsal bir temsil gücüne kavuşması sağlanabilir.
Dedelik kurumu devam edecek, ancak bütün Alevileri temsil edecek seçimle oluşmuş yeni bir makam kurulacaktır. Önerdiğim, katolikliği ya da hilafeti taklit etmek değildir; seçimle oluşacak ortak bir dini temsil modelidir. Mevcut sistemin dağınıklığını azaltacak ortak bir kurum, ocakların doğal özerkliğini zayıflatmadan çalışabilir. ‘Sözcü Mürşit’in meşruiyeti seçimden, yani ocakların ortak kabulünden doğacaktır.
Hitap ettiği nüfus ya da sahip olduğu nüfuz önemsenmeden inanç alanındaki yetkinliğine itiraz edilemeyecek mürşitlerimiz ve pirlerimiz de bu meclise katılarak bu hizmete destek verebilir.
Seçimle gelecek ‘Sözcü Mürşit’in yetki sınırları, kararlarının bağlayıcılığı ve görev süresi belirlenebilir. Denetim, süreli görev ve geri çağırma gibi güvenceler eklenerek bu makam keyfi bir otorite olmaktan çıkarılıp kurumsal güvencelere sahip, müzakereye açık bir yapıya dönüştürülebilir.
Tarihsel Alevi-Bektaşi yapısı tamamen merkeziyetçi değil; ocağa ve soya dayalı, yatay bir yapıdır. Önerdiğim kurum, ocakları birbirine bağlayabilir ve bunu ocakların var olan anaları, dedeleri ve pirleri aracılığıyla gerçekleştirebilir. Hem kurumu hem de seçim sistemini ocaklarımız kurgulayıp uygulayabilir. Alevilikte hiçbir ocak diğerine üstün değildir; aralarında tarihsel olarak bir hiyerarşi yoktur.
Bu ortak temsil kurumunun yapısı ve temsilcisinin belirlenmesi ocakların ortak iradesiyle gerçekleşmelidir. Sözcü Mürşit, inançlı topluma dini konularda ve taliplerin ortak sorunlarında merkezi bir temsil görevi üstlenebilir. Bu makam hiçbir ocağa bağlı olmayan, hiçbir ocağın meşruiyetini sorgulamayan, tamamen yeni ve seçimle oluşmuş bir unvan olmalıdır.
Dedelik makamı soy bağına dayanır, seçimle gelmez. Bir dede kendi ocak mensuplarının rehberidir; bütün Alevilerin değil. Her pirin kendi yorumu mevcut sistemimizin doğal bir parçasıdır ve bu çeşitlilik zenginliğimizdir. Ancak bu birikim ve deneyim ortak bir kurumda örgütlenebilirse hem talipler doğru bilgiye ulaşabilir, hem inancımız daha görünür hale gelir hem de asimilasyona karşı kurumsal bir direnç oluşur.
Benim önerim, soya dayalı ruhban sınıfımızın temsilcilerinin bir araya gelerek ocaklarımızın gelenekselliğine ve özerkliğine zarar vermeden demokratik seçim sistemini ve kurumsal yapıyı oluşturmasıdır.
Dışarıdan gelen siyasi müdahaleler ve kültürel erozyon bir tehdittir; kendi içimizdeki farklı yorumlar ise geleneksel zenginliğimizdir. Farklı yorumlar korunmalı, ancak inancın temel erkânı ve ortak ilkeleri kurumsal bir çatı altında güvence altına alınmalıdır.
Bu meclis, soy bağı ile demokratik seçimi bağdaştıran bir model geliştirebilir ve ilk seçimin belirlenen bir süre içinde örneğin iki yıllık hazırlık sonunda gerçekleştirilmesini sağlayabilir.
Bununla birlikte, sadece ocakzade dedeler değil, dede soyundan gelmese bile yeterliliğini kanıtlamış bir Alevi can da seçimle Sözcü Mürşit olabilme hakkına sahip olabilir. Sözcü Mürşit makamı için adaylık şartları, ocak temsilcilerinden oluşacak kurucu meclis tarafından belirlenebilir. Böylece hem ocak geleneği korunur hem de liyakat esaslı farklı modeller tartışmaya açılabilir.
Aynı kurucu meclis, her ocağın kendi erkânını yazılı hale getirmesini sağlayarak Ortak Yol Erkânı ve İnanç İlkeleri üzerinde uzlaşılmasına öncülük edebilir. Böylece hem ocakların kendine özgü uygulamaları korunur hem de bütün Alevileri bir arada tutacak ortak inanç ilkeleri yazılı ve kurumsal güvenceye kavuşur.
Bütün bu yapı devletten, iktidardan, muhalefetten ve diğer inanç ya da mezheplerden tamamen bağımsız olmalı; yalnızca inanç özgürlüğü kapsamında faaliyet gösteren bir statüde örgütlenmelidir.
Alevilik, binlerce yıldır ocaklarıyla, mürşitleriyle, analarıyla, dedeleriyle ve talipleriyle varlığını sürdürdü. Biz, kendi tarihsel sürekliği ve inanç sistemi bulunan özgün bir inanç geleneğiyiz. Kimliğimizi başka bir inancın alt başlığı olarak değil, kendi tarihsel bütünlüğü içinde tanımlıyoruz. İnancımızı, inancımızın yerine getirildiği mekanlarla birlikte korumak zorundayız.
Cemevleri asimilasyonun ve siyasi propagandanın merkezleri haline gelirse, gelmeye devam ederse, toplum zamanla cemevlerinden de uzaklaşacaktır. Cemevleri camiler gibi kutsal sayılmaz; ancak ibadetin yapıldığı saygıdeğer mekânlardır.
Alevilikteki köklü ocak sistemi ile analık, dedelik ve pirlik geleneğine uygun olarak cemevlerinin yönetimi inanç kurumlarımızın temsilcileri tarafından yürütülmelidir. Cemevlerini yönetenler parti yöneticisi olmamalıdır. Herhangi bir siyasi partiden aday olacaklarsa görevlerinden istifa etmelidirler. Herhangi bir siyasi partiden seçilerek kamu görevi üstlenen canlarımız da görev süreleri boyunca Cemevi ya da Dergah yönetiminde yer alamamalıdır. İdari işler ayrı yürütülebilir; ancak inanç kurumlarının yönetimi analar, dedeler ve pirlerden oluşan inanç temsilcilerinin sorumluluğunda olmalıdır. Böylece inanç hizmeti ile siyasi ve idari temsil birbirinden ayrılmış olur. Bu ayrım, siyaseti dışlamak için değil; inanç kurumlarının tarafsızlığını ve toplumsal güvenilirliğini korumak içindir, böyle bir iradenin varlığını ortaya koymak içindir.
Cemevlerini siyasetten, pazarlıklardan ve araçsallaştırılmaktan korumanın yolu, yönetimi inanç sistemimize göre yeniden düzenlemektir. Geleneğimize uygun yönetim modeli yeniden kurgulanmalı; cemevleri asli işlevi olan inanç ve ibadet mekânı niteliğiyle güçlendirilmelidir. Yol erkânımız, bu reformu gerçekleştirecek tarihsel birikime sahiptir.
Önerim, binlerce yıllık Alevi inancının özünde var olan yatay geleneği yok etmek değil; ocak sistemini, analık, dedelik ve pirlik kurumlarını ortak bir kurumsal yapı içinde buluşturma çağrısıdır. Böylece hem inancımızın temel esasları korunabilir hem asimilasyonun etkisi azaltılabilir hem de cemevlerimiz günlük siyasetin dışında gerçek inanç mekânları olarak güçlendirilebilir.
Aleviliğin geleceği, devletin, bir başka inancın ya da siyasetin bizi nasıl tanımlayacağından değil; kendi inanç kurumlarımızı nasıl inşa edeceğimizden geçmektedir. Ortak temsil, ortak erkân ve kurumsal bağımsızlık sağlanabildiği ölçüde Alevilik hem kendi özgünlüğünü koruyacak hem de gelecek kuşaklara daha güçlü aktarılacaktır. Bunun ilk adımı ise bütün ocakların katılımıyla oluşturulacak bir hazırlık kurulu ve bu kurulun başlatacağı ortak kurumsallaşma sürecidir.
Bu çağrı, bir hiyerarşi kurma çağrısı değil; Aleviliğin tarihsel mirasını, ocaklarımızın eşitliği temelinde ortak akıl, ortak erkân ve ortak iradeyle geleceğe taşıma çağrısıdır.”
Aziz Yağan



















































































