“Tiranlar ve katiller her dönem olmuştur, hatta bir süre kendilerini yenilmez sanılmışlardır, ancak sonunda her zaman kaybederler…” –GANDİ-
Yüzyıllardan bu yana Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu’da Alevilere yönelik yapılan katliamlar bir siyaset tarzı olarak, Selçuklu ve Osmanlı’dan günümüze değişmeyen bir politika olarak uygulanarak gelmiştir. Kuşkusuz tarihteki tüm Alevi katliamları, hangi dönemde gerçekleşmiş olursa olsun, bir zincirin halkaları olarak, aynı mantık ve amaç ile yapılmıştır. 1995 yılına geldiğimiz de 2 Temmuz 1993, Sivas madımak Oteli’nin yangı (katliamın) daha sönmemiş, yakılarak katledilen 35 canımızın acıları henüz derinden yaşanırken, Alevi toplumu ve demokratik kamuoyu bir travma (vuruk) ve acı yaşarken, devletin karanlık paramiliter grupları 12 Mart 1995 tarihinden İstanbul / Sultangazi – Gazi mahallesinde provokasyon yaratıp saldırı başlatarak, yaklaşık bir hafta süren bir katliamı sahneye koydu.
12 Mart 1995 akşamı emekçi halkın ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Gazi Mahallesi’nde üç kahvehane ve bir işyeri aynı anda “kimliği belirsiz” kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı. Saldırılar sonucu Halil Kaya adlı bir can yaşamını yitirirken 5’i ağır olmak üzere 20’nin üzerinde insan da (can’da) yaralandı. Saldırganların olay yerinden uzaklaştıktan sonra, gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürdükleri ve taksiyi de ateşe vererek kaçtıkları sonradan öğrenildi. Gazi Mahallesi, ‘Alevilerin’ yoğun olarak yaşadığı, kendi inanç (öğreti), felsefe ve kültürlerini yaşatmak için hızlı bir şekilde örgütlendiği ve toplumsal dayanışmanın yaşandığı bir bölgedir. ‘Aleviler’, 2 Temmuz 1993 Sivas katliamı sonrası hakları için demokratik alanda mücadeleye yöneldiler. Bu yönelmeyle birlikte hızla dernekleşip ‘örgütlenen’ ‘Aleviler’, uğradıkları haksızlığa, yoksulluğa, hakaretlere, “faili meçhul” cinayetlere, kirli savaşa ve çeteleşmeye karşı daha duyarlı hale gelip, demokratik alanda hak, hukuk, adalet ve eşit yurttaşlık hakları için mücadeleye başladılar.
Birkaç soruyla Gazi’ye yapılan saldırıyı irdeleyelim: 1) Bu saldırıyla bu bölgedeki ve genelde ülkenin dört bir yanındaki Alevilerin örgütlenmesinin önü mü kesilmek isteniyordu? 2) Saldırıyı “organize edenler” ve “planlayanlar” Gazi’de yaratılan toplumsal dayanışmayı yok etmek için mi burayı (Gazi’yi) hedef olarak seçmişlerdi? 3) Gazi Mahallesine yapılan bu saldırıyla ve o dönemde ülke genelinde yaratılan şiddet ortamıyla toplum top-yekûn sindirilmek mi isteniyordu? 4) Yoksa Gazi Mahallesine yapılan saldırı, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta olduğu gibi faşist-gerici kesimlerin ‘Alevilere’ ve devrimcilere yönelik planlı ve programlı saldırılarından birisi midir? Top yekûn olarak bu soruların hepsine birden evet diyebiliriz diye naçizane düşünüyorum.
Alevilerin bilinçaltı zaten daha önceki katliamlarla doluydu. Koçgiri, Dersim, Sivas, Malatya, Maraş, Çorum ve Sivas vb. katliamlarını yaşamışlar çok büyük acılar çekmişlerdi. “Sivas’ta, Madımak Oteli’nde 35 kişinin (Can’ın) yakılarak katledilmesinin üzerinden daha 2 yıl geçmişti. Daha Sivas’ın acısı tazeydi. Faşistlerce kahvehaneye ve işyerine yapılan saldırı duyulur duyulmaz, Gazi halkı hemen tepki verdi ve binlerce insan sokaklara dökülür, bir araya toplanarak karakola yürür. Polis, karakola yürüyen insanların üzerine direkt olarak ateş açar. Polisin açtığı ateş sonucu, Mehmet Gündüz adlı bir kişi (can) yaşamını yitirirken, çok sayıda kişi de yaralanır. O gece kimse uyumaz! Halk 13 Mart sabahı tekrar toplandı. İstanbul’un farklı semtlerinden, mahallelerinden Aleviler ve sosyalistler Gazi halkına destek vermek için Gazi mahallesine geldi.
13 Mart günü, İstanbul’un dört bir yanından gelen Aleviler ve sosyalistlerle birlikte yaklaşık 15 bin kişi polis karakoluna yürüyüşe geçti. Çevik kuvvet ve özel timlerle desteklenen polis yürüyen halkın üzerine ateş açmaya başladı. Öğleden önce 12 kişi (can) öldürüldü. İnsanlar cenazelerini almak için yürümeye devam ettikçe, polis de ateş açmayı sürdürdü, 5 kişi (can) daha öldü. Hedef gözetmeden kalabalığa uzun namlulu silahlarla ateş açtılar. Hiçbir şeyi gizleme gereği duymadılar, zaten tüm bunlar kamerayla, fotoğraf makineleriyle kayıt altına alındı. Her şey, herkesin gözü önünde oldu. Resmi kayıtlara göre 300 ama gerçekte 1000’e yakın insan (can) yaralandı, yarısında kurşun yarası vardı. Aynı gün İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Gazi Mahallesi ile birlikte iki mahalle de (Zübeyde Hanım ile Esentepe) daha sokağa çıkma yasağı ilan etti. Gazi Mahallesi’ne giriş ve çıkışlar polis kontrolüne alındı. 14 Mart günü, Gazi Mahallesi’nde konan sokağa çıkma yasağına rağmen olayların bir türlü yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi. Daha sonra Cemevi önünde toplanan kitlenin kendi arasından çıkardığı komite 4 maddelik bir istek listesi hazırladı ve 4 maddelik istekleri yerine gelmezse protestoları sürdüreceklerini açıkladılar. Komite’nin istekler şu şekildeydi: 1-Cenazelerin verilmesi 2- Sokağa çıkma yasağının kaldırılması 3- Gözaltına alınanların serbest bırakılması 4-Asker ve polisin bölgeden çekilmesi! Komitenin istekleri yetkililer tarafından reddedildi ve aynı gün içinde 15 kişi (can) yaşamını yitirdi.
Direniş Gazi’yle sınırlı kalmadı, Gazi direnişiyle dayanışma amacıyla direniş İstanbul’da Nurtepe ve Ümraniye bölgelerine sıçradı, buralarda da protesto gösterileri oldu. Ümraniye İlçesi’nin 1 Mayıs Mahallesi’nde 15 Mart sabahı E-5’e yürümek isteyen yaklaşık 10 bin kişilik kitleye polisin ateş açmasıyla 5 kişi (can) katledildi, 20’den fazla kişi de (can’da) yaralandı. Beş kişinin ölmesi ve yirmiden fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Anı gün Ankara’da Kızılay meydanında binlerce kişinin katıldığı bir yürüyüş gerçekleşti, burada da polis, gösterilere vahşice saldırdı. Bu saldırıda da 36 kişi yaralandı. Sonuç olarak Gazi Mallesinde girişilen kanlı provokasyona (kışkırtmaya) karşı başlayan demokratik tepkiler ve protestolar şiddetle ve kanla bastırıldı.
Üçüncü günün sonunda, 16 Mart’ta cenazeler teslim edildi, sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde, sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Saldırılar esnasında Emniyet Genel Müdürü’nün Mehmet Ağar olması herhalde kimseyi şaşırtmadı. Katliamın sorumlusu olarak sadece Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürü Mehmet Han Tokuş ilan edildi ve açığa alındı. Dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun, Emniyet Amiri Necdet Menzir’in, Mehmet Ağar’ın ve İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin istifaları istendi. Fakat hiçbiri sorumluluk yüklenip istifa etmedi. Hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam ettiler.
Bu katliamda yaşamını yitiren canlarımızın Adli Tıp Kurumu’nda otopsileri yapıldı. Otopsi raporları, yaşamını yitiren 17 canımızdan 7’sinin doğrudan polis kurşunuyla öldürüldüğünü ortaya koydu. Gaziosmanpaşa Savcılığı’nın olayla ilgili fezlekesiyle, Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 20 polis hakkında “müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek” iddiasıyla Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İstanbul Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan dava “kamu güvenliğinin” sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon Ağır Ceza Mahkemesine taşındı yani gönderildi. İstanbul’da yaşanan bu katliamın Trabzon adliyesine gönderilmesinin sebebi ve gerekçesi kamu güvenliğinin sağlanamayacağı endişe simiydi? Mağdurların güvenliğini İstanbul’da sağlayamayan devlet Trabzon’da mı sağlayacaktı? Yoksa insanları yıldırmayı mı amaçlıyordu? Nitekim öyle de oldu. Davanın Trabzon’a gönderilmesiyle katliamda yakınlarını yitirmiş insanlara 5 yıl boyunca maddi, manevi eziyet edildi. Otobüsler şehre alınmayarak yollarda adeta insanlarımıza işkence yapıldı. Gazi’de yakınlarını (çocuklarını) kaybeden aileler ve duyarlı kitle örgütleri temsilcilerinin duruşmalara alınmaması için engeller çıkarıldı, her türlü oyunlar tezgâhlandı.
Trabzon’da yapılan yargılamada 20 polis memurundan Âdem Albayrak dört kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, Mehmet Gündoğan iki kişiyi öldürmekten 3 yıl 9 ay hapse mahkûm edildi fakat 4616 sayılı İnfaz Yasası’na göre cezaları ertelendi. Diğer on sekiz sanık polisin ise beraatına karar verildi. Ancak Yargıtay, Albayrak ve Gündoğan hakkında verilen kararı, “haklarında adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı” gerekçesiyle bozdu ve sanıkların Türk Ceza Kanunu 49. Maddesine göre yargılanmasını istedi. Bunun üzerine dava Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülmeye başladı. Ancak aileler ve avukatlar Yargıtay kararı ile devletin bir kere daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan çekildiklerini bildirdiler. 11. Eylül 1995 tarihinde Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlayan yargılama süreci, 5 yıl içinde 31 duruşma yapılarak, 3 Mart 2000 tarihinde karara bağlandı. Tüm yargılama süreçlerinin sonunda 20 polis memurundan Âdem Albayrak ve Mehmet Gündoğdu’ya toplam 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Yine bu davalarda Gazi’de öldürülmeye karşı meşru savunma hakkını kullanan 100’e yakın insan sanki suçluymuş gibi yargılandı.
Verilen kararın 11 Temmuz 2002 tarihinde Yargıtay tarafından onanması üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AİHM’de yapılan yargılama sonuçlandı ve mahkeme 27 Temmuz 2005 tarihinde kararını açıkladı. Mahkeme tarafından açıklanan kararda; “Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. maddesinde düzenlenen, “yaşama hakkı” ve 13. maddesinde düzenlenen, “milli makamlara başvuru yollarının kapatılması” hükümlerine aykırı davrandığı sonucuna vardı. Ve Gazi Mahallesi’nde hayatını kaybeden on iki kişi (can) ile Ümraniye’de hayatını kaybeden beş kişinin (can’ın) ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi. Katliamda yaşamını yitiren on yedi kişi (can) için ayrı ayrı otuz bin avro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye’yi toplam 510 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.
AİHM’in yıllar sonra verdiği tazminat cezaları, devletin suç işlediğinin açık bir ispatıdır. Kirli ve karanlık ellerin gerçekleştirmiş olduğu bu katliam döneminde: Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı, Hükümet. DYP-SHP Koalisyonu; Başbakan: Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı: Murat Karayalçın, İçişleri Bakanı: Nahit Menteşe, İstanbul Valisi: Hayri Kozakçıoğlu, İstanbul Emniyet Müdürü: Necdet Menzir, Emniyet Genel Müdürü ise Mehmet Ağar’dı! Katliamın yaşadığı sırada sorumluluk yüklenip istifa etmeyen ve hiçbir şey olmamış gibi görevlerine devam eden Ağar, Kozakçıoğlu ve Menzir, bir sonraki dönemde, 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde DYP’den milletvekili oldular. Mehmet Ağar, 6 Mart 1996’ da kurulan ANAP – DYP’ (Anayol) hükümetinde Adalet Bakanı, 28 Haziran 1996’da kurulan RP – DYP (Refahyol) hükümetinde de İçişleri Bakanı yapıldı ve sonrasında da DYP’ye Genel Başkanı oldu. DYP, 2007 yılında adının değiştirilmesiyle Demokrat Parti adını aldı ve Mehmet Ağar Genel Başkanlığa bu Parti’de de devam etti.
EKLER

Gazi Mahallesi direnişinden görüntüler! (Not: Bu resimler Gazeteci, Tip Milletvekili (2026) Ahmet Şık tarafından çekildi) Çevik Kuvvet Polis’i panzerle kalabalığa su sıkmaya başladılar. Halk ise Polis’e taş atıyordu. O anda birden silah sesleri gelmeye başladı… Halk polise taş atarken, polis halka silahla karşılık veriyordu. Devamında haykırışlar çığlıklara karıştı, sokaklara ve caddeler de kanlar aktı…

Gazi Mahallesi direnişinden görüntüler! Saldırı haberinin duyulmasıyla birlikte, İstanbul’un dört bir yanından gelen insanlar, Gazi Cemevi’nin önünde toplandı ve toplu halde bir direniş gösterildi.

Gazi Mahallesinde katledilen canlarımız! Gazi katliamının 31. Yılında Gazi katliamı yapan ve göz yuman zihniyeti kınıyor ve lanetliyorum. Gazi katliamı’nda yaşamını yitiren tüm canlarımızı sevgiyle anıyorum. Devirleri daim olsun. 12 Mart 1995 tarihinde kirli ve karanlık eller tarafından gerçekleştirilen Gazi Katliamını Unutma, Unutturma!
KAYNAKLAR
1- Ayça Söylemez, BİA Haber Merkezi, İstanbul, Hüseyin Ocak’la yapılan Roportaj, 10 Mart 2012.
2- Sinan Canbay, Marksist.org 12 Mart 1995’te ne olmuştu? 11.03. 2013.
3- Trabzon – Karadeniz gazetesi, 08 Kasım 2001.
4- http://tr.wikipedia.org/wiki/ Gazi Mahallesi Olayları.
5- https://bianet.org/haber/gazi-katliaminin-29-yilinda-anma-yapanlari-da-yaptiranlari-da-biliyoruz.
6- Mehmet Kabadayı, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Kitle Katliamları, Vesta Yay, 2015.



















































































