PİRYOL – Alevi örgütlenmesinde yeni bir model oluşturma yönünde yaptığı değerlendirmelere gelen eleştirilere yeni bir yanıt veren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, “Geçmişinden kopmuş bir hareket köksüzleşir; bugünün toplumsal gerçeklerinden kopmuş bir hareket ise toplumdaki karşılığını kaybeder” dedi.

Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, Alevi örgütlenmesinde yaşanan tıkanıklığın aşılması noktasında yaptığı değerlendirmelere gelen eleştirilere yanıtını sürdürdü.
Öker’in “Alevi hareketinin gelecek perspektifi üzerine sesli düşünceler” başlıklı değerlendirmesi şöyle:
“Son aylarda birkaç makale yazdıktan sonra gördüm ki; düzeysiz, seviyesiz laf yetiştirme çabalarının, hazır yazıların altına düşülen yüzeysel notlarla birbirine üstün gelmeye çalışan anlamsız itişmelerin aksine, sağlıklı kafa yapısına sahip arkadaşlar bu alandaki düşünsel katkılarıyla tartışmayı daha anlamlı ve verimli bir zemine çektiler.
Bu durum, hâlâ düşünmeye, tartışmaya, üretmeye ve ortak akıl geliştirmeye açık önemli bir birikimin var olduğunu gösteriyor.
Ben de açılan bu tartışmayı sürdürmek ve katkı sunmak adına, bu yazımda Alevi hareketinin geleceğine dair temel ilkeler üzerine düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Bir takım ezbere konuşan, düşünsel üretim yerine slogan tekrarlarıyla hareket eden beton kafalı çevreler, bu alandaki düşünsel açılım çabalarımızı “bir yerlere yeniden gelme hesabı” olarak yorumlamaya çalışıyorlar.
Oysa mesele kişisel pozisyonlar değil, Alevi hareketinin geleceğine dair tarihsel sorumluluk duygusudur.
Sanki bu tartışmalar bugün ilk kez yapılıyor… Sanki Alevi hareketinin düşünsel yönelimleri, programatik arayışları ve geleceğe dair perspektif oluşturma çabaları dün başlamış gibi davranılıyor.
Oysa Avrupa Alevi hareketinin, yazılı kurultay kararlarıyla şekillenmiş ve kamuoyuna mal olmuş önemli programatik birikimleri vardır. Bunların en önemlilerinden biri de 1998 yılında hazırlanan programdır.
Ben de o süreçte kurultayın koordinasyon kurulu üyeliğini yaptım. Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreterliği dönemimde bu çalışma başlatıldı. Günlerce, haftalarca süren tartışmalar yürütüldü. Akademisyenler, yazarlar, inanç önderleri ve kurum temsilcileriyle ortak akıl üretme çabası ortaya konuldu.
Yani bugün dile getirilen düşünsel arayışlar, kişisel heveslerin değil; uzun yıllara dayanan kolektif bir birikimin devamıdır.
Asıl sorun; düşünsel üretim yerine slogan kolaycılığına sığınanların, geçmişte ortaya konulan bu birikimlerden habersiz olmaları ya da bilinçli biçimde görmezden gelmeleridir.
Bugün Alevi hareketinin en temel sorunlarından birisi de düşünsel üretim alanındaki daralmadır. Sosyal medyada birkaç slogan atan, altına üç beş sert cümle yazan kendisini düşün insanı zannediyor. Oysa ciddi bir hareket; program üretir, tez üretir, gelecek perspektifi ortaya koyar, kendi iç muhasebesini yapar.
Bir başka sorun da kurumsal itibar meselesidir. Toplum neden eskisi kadar heyecan duymuyor? Neden yapılan çağrılar eskisi kadar karşılık bulmuyor? Neden genç kuşaklarla duygusal bağ zayıflıyor? Bunların cesaretle tartışılması gerekiyor.
Alevi hareketi yıllarca büyük bedeller ödeyerek önemli bir toplumsal güven oluşturdu. Ama bugün toplumun önemli bir kesimi, aynı dar çevrelerin kendi arasında dönüp duran yönetim anlayışından yorulmuş durumda. Liyakat yerine gruplaşmaların, düşünsel üretim yerine hizip ilişkilerinin öne çıktığı yerde toplumsal güven de zayıflıyor.
Bir başka tehlike ise Aleviliğin giderek folklorik bir alana sıkıştırılmasıdır. Elbette semah da, bağlama da, deyişler de bizim kültürel hafızamızın önemli parçalarıdır. Ama Alevilik sadece etkinlik düzenleyen bir kültür faaliyetine indirgenirse, içindeki büyük hakikat arayışı boşalır.
Bugün Avrupa’da doğan yeni kuşakların dünyası da değişmiştir. Almanca, Fransızca, İngilizce düşünen; dijital dünyanın içinde büyüyen gençlere kırk yıl önceki yöntemlerle ulaşamazsınız. Gençlerin dilini anlamayan, onları sadece “geleceğin kadroları” olarak gören anlayışların başarı şansı yoktur.
Alevi hareketinin geleceği, ne sadece geçmişe bakarak ne de yalnızca bugünün geçici gündemlerine teslim olarak kurulabilir. Geçmişinden kopmuş bir hareket köksüzleşir; bugünün toplumsal gerçeklerinden kopmuş bir hareket ise toplumdaki karşılığını kaybeder.
Bugün yaşadığımız çağ, yalnızca teknolojik değişimlerin değil; aynı zamanda büyük bir toplumsal çözülmenin de yaşandığı bir dönemdir. Corona süreci insanları yalnızlaştırdı, dayanışma kültürünü zayıflattı, örgütlü yaşamı geriletti. İnsanlar aylarca dört duvar arasına sıkıştı. Ardından ekonomik krizler, savaşlar, göç dalgaları ve derinleşen adaletsizlikler geldi. Bütün bunlar Alevi toplumunu da doğrudan etkiledi.
Çünkü Aleviler toplumun dışında, steril bir dünyada yaşamıyor. Gençlerin gelecek kaygısı, emekçilerin yoksullaşması, kadınların uğradığı eşitsizlik, doğanın talanı, savaşların yarattığı acılar Alevi toplumunun da gerçeğidir.
Ancak Aleviliği yalnızca güncel sorunlara verilen tepkiler üzerinden tarif etmek eksik olur. Alevilik, binlerce yıllık bir hakikat arayışının, vicdanın, paylaşım kültürünün ve insan merkezli yaşam anlayışının taşıyıcısıdır.
Bu nedenle Alevi hareketinin geleceği, kendi öz değerlerini çağın diliyle yeniden üretebilmesine bağlıdır.
Dayanışma ve paylaşım, ikrar ve sorumluluk, hakikatle yüzleşme, zalimin karşısında mazlumun yanında durma, kadını yaşamın öznesi görme, doğayı kutsal kabul etme, 72 millete bir nazarla bakma, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı durma…
Bunlar sadece geçmişten kalan güzel sözler değildir. Eğer bu değerler bugünün yaşamı içinde yeniden örgütlenemezse, Alevi hareketi giderek toplumsal etkisini kaybeder.
Ama burada bir başka tehlike daha vardır.
Ne inanç alanının temel ihtiyaçlarını karşılayalım diye Alevilik içinde yeni bir ruhbanlar sınıfı oluşturulmalıdır, ne de “tarihsel köklerimize dönüyoruz” adına ortaçağdan kalma gerici uygulamalar kutsanmalıdır.
Aynı şekilde, değişim adına yukarıdan aşağıya toplum mühendisliği yapan, düne ait ne varsa inkâr eden, toplumun hafızasını küçümseyen bir anlayışın da Alevi hareketine vereceği bir gelecek yoktur.
Çünkü toplumlar laboratuvar ortamında yeniden tasarlanmaz. Hele ki Alevilik gibi yüzyılların acısını, direncini ve kültürel hafızasını taşıyan bir inanç ve yaşam öğretisi, masa başında yeniden icat edilemez.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; ne körü körüne geçmişe saplanmak ne de köksüz bir modernleşme hevesidir. Asıl ihtiyaç duyulan şey, tarihsel birikim ile çağın gerçekliğini akılcı ve vicdani bir zeminde buluşturabilmektir.
Alevi hareketi sadece kendi içine konuşan bir yapı olmaktan çıkmalıdır. Bulunduğu ülkelerde demokrasiye, adalete, eşit yurttaşlığa, insan haklarına ve barışa dair güçlü söz söyleyebilmelidir. Çünkü Aleviliğin özü, yalnızca kendisi için değil, herkes için adalet istemektir.
Geleceğin Alevi hareketi; geçmişini inkâr etmeyen, bugünün gerçeklerinden kaçmayan, genç kuşaklarla bağ kurabilen, toplumun vicdanına dokunabilen, itibarlı, ahlaklı ve güven veren kadrolarla yeniden güç kazanacaktır.
Aksi halde geriye, toplumdan kopmuş, kendi içine kapanmış ve giderek etkisini yitiren bir yapı kalma tehlikesi büyüyecektir.
Akıl ile ikrar yoldaşımız olsun.”



















































































