PİRYOL – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker, sosyal medya hesabından paylaştığı değerlendirmede, Alevi toplumunun örgütlenme modeline ilişkin; “Mesele, öğretinin özünü koruyarak bugüne uygun bir yapı kurmaktır” dedi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker, Aleviliğin tarihsel örgütlenmesi ocak–dergâh modeline ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
AABK Onursal Başkanı Öker’in sosyal medyadan paylaştığı; “Şimdi, köklerimizden esinlenerek geleceği kurma zamanı” başlıklı değerlendirmesi şöyle:
“Son haftalarda yürüyen tartışmalar meselenin özünü açığa çıkardı: Alevi toplumu nasıl örgütlenecek? Bu soru yeni değil ama ilk kez bu kadar açık ve sert biçimde karşımıza çıkıyor. Çünkü artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya gelindi.
Son otuz yılda örgütlenme büyük ölçüde dernekler, federasyonlar ve konfederasyonlar üzerinden kuruldu. Bu model bir dönem iş gördü. Dağınık yapıyı toparladı, görünürlük sağladı, bir çatı oluşturdu. Ama bugün aynı modelle devam etmek mümkün görünmüyor. Taşımıyor.
Sorun yüzeyde değil, derinde.
Çünkü kurduğumuz yapı ile dayandığımız öğreti arasında açık bir kopukluk var.
Aleviliğin tarihsel örgütlenmesi ocak–dergâhtır. Bu herkesin kabul ettiği bir gerçek. Ama bugünkü yapılara baktığımızda bunun izini görmek zor. Kökü kabul ediyoruz, o kökle yaşamıyoruz. Kullandığımız dil başka, kurduğumuz sistem başka.
Bu bir eksiklik değil, doğrudan bir çelişki.
Köküyle bağı olmayan bir yapı bir süre yürür, sonra kendi içinde boşalmaya başlar. Bugün yaşanan da tam olarak budur. Kurum var, işleyiş var, ama içerik giderek zayıflıyor.
Bu tablo karşısında iki farklı tepki öne çıkıyor.
Bir kesim çözümü geçmişi olduğu gibi bugüne taşımakta görüyor. Bu mümkün değil. Çünkü o yapı başka bir toplumsal zeminde, başka bir hayatın içinde şekillendi. Aynısını bugüne kurmaya çalışmak, geçmişi anlamak değil, onu donmuş bir kalıba dönüştürmektir.
Diğer kesim ise mevcut yapıyı tek seçenek olarak görüyor. Dernek modelini tartışılmaz kabul ediyor ve her eleştiriyi “geriye dönüş” olarak yaftalıyor. Bu da çözüm değil. Çünkü sorun zaten mevcut yapının sınırlarına dayanmış olmasıdır.
Gerçek şu:
Mesele ne geçmişi kopyalamak ne de bugünü kutsamaktır.
Mesele, öğretinin özünü koruyarak bugüne uygun bir yapı kurmaktır.
Bugün sıkça dile getirilen Rıza Şehri kavramı, bu tartışmayı somutlaştırıyor. Eğer bu bir hedefse, bunun karşılığı sadece söz olamaz. Rıza, ikrar ve denetim, metinlerde değil, doğrudan kurumların işleyişinde yer almalıdır.
Ama bugün baktığımızda bunun tersini görüyoruz.
Katılım genişleyeceğine daralıyor.
Karar mekanizmaları kollektifleşeceğine merkezileşiyor.
Şeffaflık artacağına azalıyor.
Toplumun geniş kesimlerini sürece dahil edebilecek imkânlar hiç olmadığı kadar artmışken, karar alma süreçleri tam tersine dar bir çerçeveye sıkışıyor. Bu sadece teknik bir sorun değil; doğrudan yaklaşım sorunudur.
Rızaya dayanması gereken yapı, giderek tek merkezli karar anlayışına dönüşüyor.
Bu durum sürdürülemez.
Çünkü bu, sadece örgütlenmenin zayıflaması anlamına gelmez; öğretinin kendisinin aşınması anlamına gelir. Rıza zayıfladığında, geriye sadece yapı kalır. İçerik boşalır.
Bu noktada yapılması gereken şey nettir:
Ocak–dergâh modelinin biçimini değil, özünü bugünde kurmak.
Bu, nostalji değildir. Bu, zorunluluktur.
Peki, bu ne anlama gelir?
Öncelikle, rıza belirleyici olacak. Karar alma süreçleri, çoğunluk hesabına değil, katılım ve kabul zeminine dayanacak. İnsanlar sürecin dışında değil içinde olacak.
Dernek yapısı yerinde kalacak, ama rolü değişecek. Hukuki zemin olarak var olacak, temsil işlevini sürdürecek. Ama belirleyici olmayacak. Yolu tanımlayan değil, yolun ortaya koyduğu kararları uygulayan bir araç olacak.
Yetki sınırlandırılacak. Hiçbir kişi ya da yapı sınırsız yetkiye sahip olmayacak. Yönetici de, inanç önderi de denetime açık olacak. Çünkü denetimin olmadığı yerde rıza olmaz.
Denetim açık olacak. Kapalı kapılar ardında yürüyen süreçler yerine, sorgulanabilir, şeffaf mekanizmalar kurulacak. Eleştiri dışlanan değil, sistemin doğal parçası olacak.
Katılım genişletilecek. Bugünün imkânları kullanılacak. İnsanlar sadece izleyen değil, karar süreçlerine katkı sunan özne olacak.
Yeni kuşak merkeze alınacak. Sadece geçmişi taşıyan değil, geleceği kuran bir yapı hedeflenecek. Gençlerin içinde olmadığı bir örgütlenme kendini tekrar eder ama ilerleyemez.
Bunlar bir tercih listesi değil.
Bunlar olmadan yol kurulmaz.
Bugün yaşanan tartışmayı kişisel polemiklere indirgemek büyük bir yanlıştır. Çünkü mesele kişiler değil.
Mesele modeldir.
Bir iki yazıyla kapanacak bir tartışma değil bu. Çünkü mevcut yapı hâlâ otuz yıl önceki anlayışla yürütülmeye çalışılıyor. Oysa toplum değişti, dünya değişti, iletişim biçimleri değişti, beklentiler değişti.
Ama biz aynı yöntemle devam etmeye çalışıyoruz.
Bu mümkün değil.
Bu nedenle artık açık konuşmak gerekir:
Ya mevcut yapının sınırları içinde kalacağız ve giderek daralan bir alanın içinde döneceğiz,
ya da öğretimizin özüne dayanarak yeni bir yol kuracağız.
Ortada üçüncü bir yol yok.
Bu bir tercih değil, bir eşiktir.
Ve o eşik artık aşılmıştır.
Biz tercihimizden yana netiz: Geleceği kurmaya hizmet eden yaklaşımlardan yanayız.”



















































































