PİRYOL – Nüfusları yıllar geçtikçe trajik bir biçimde azalan Diyarbakır’ın Türkmen Alevi köyleri, göç, kimlik ve dil değişimleriyle farklılaşarak varlığını devam ettiriyor.

Diyarbakır Bismil’den Dicle havzasına uzanan izler: Köyler nereye gitti?
Diyarbakır denildiğinde akla çoğunlukla Kürt tarihi, Zaza kültürü, Süryani ve Ermeni mirası ile Mezopotamya’nın kadim uygarlıkları geliyor. Ancak kentin tarihsel dokusunun daha az bilinen unsurlarından biri de Türkmen Aleviler.
Osmanlı tahrir defterlerinden günümüz saha araştırmalarına kadar uzanan çalışmalar, Diyarbakır ve çevresinde yüzyıllardır Türkmen ve Alevi topluluklarının yaşadığını ortaya koyuyor. Özellikle Bismil çevresindeki köyler bu tarihsel yapının en önemli merkezlerinden biri.

Peki bu topluluklara ne oldu?
Neden bazı köylerde nüfus dramatik biçimde azaldı? İnsanlar nereye göç etti? Bazı yerleşimlerde Alevilik nasıl geriledi? Ve kaynaklarda geçen “Kürtleşme” iddiaları ne ölçüde gerçeği yansıtıyor?
Araştırmaların ortaya koyduğu tablo, tek bir cevaptan çok daha karmaşık bir hikâyeye işaret ediyor:
Göç, nüfus kaybı, kentleşme, Alevi kurumlarının zayıflaması, Sünnileşme ve bazı yerleşimlerde dil ve kimlik değişimleri aynı süreç içerisinde birbirini etkiledi.
500 YILLIK İZ: OSMANLI TAHRİRLERİNDE TÜRKMEN KÖYLERİ
Diyarbakır yöresindeki Türkmen-Alevi varlığının izleri en azından Osmanlı’nın ilk dönemlerine kadar takip edilebiliyor.
2024 yılında yayımlanan Mehmet Salih Erpolat araştırması, 1564 tarihli tahrir kayıtlarında Bismil çevresindeki Türkmen köylerini ayrıntılı biçimde inceliyor.
Araştırmada; Büyük Kadılı, Türkmenhacı, Acı-ı Süfla, Seyyid Hasan, Şükürlü, Baba Hâkî, Tezekli, Darlı, Köseli, Şarabi gibi yerleşimlerin kayıtları inceleniyor.
Araştırmacı, bu köylerde yaşayan 499 erkek vergi mükellefi ve onların babalarının adlarını, toplam 294 farklı isim üzerinden değerlendiriyor.
Ali, Hüseyin, Hasan, Hızır, Şah Verdi, Pir Kulu, Şah Kulu, Seydi, Budak ve Balı gibi isimlerin yanı sıra çok sayıda Türkçe kişi adı ve tasavvufî içerikli isim tespit ediliyor.
Ancak araştırmacı önemli bir uyarıda bulunuyor:
Kişi isimleri tek başına bir topluluğun Alevi olduğunu kanıtlamaya yetmiyor.
Bu nedenle isimlerin yanında ocaklar, türbeler ve ziyaret yerleri de dikkate alınıyor.

KÖYLERİN DİLİNDEN ALEVİLİĞİN İZLERİ
Diyarbakır Türkmen Alevilerinin tarihini önemli kılan unsurlardan biri de bugün hâlâ bazı yerleşimlerde görülebilen ocak ve ziyaret kültürü.
Araştırmalarda; Seyyid Hasan/Bakacak’ta: Abdal Dede Türbesi,
Türkmenhacı’da: Kabasakal, Sarısakal ve Yedikızlar ziyaretleri,
Yukarı Kadı’da: Deveboynu ve Dolu Baba ziyaretleri,
Şükürlü’de: Güzel Şah Türbesi,
Darlı’da: Sulak ve Karababa ziyaretleri öne çıkıyor.
Özellikle Şükürlü’deki Güzel Şah Türbesi, farklı kentlerde yaşayan Alevilerin de ziyaret ettiği kutsal mekânlardan biri olarak aktarılıyor.
Bu nedenle Diyarbakır Türkmen Aleviliğinin tarihi yalnızca nüfus rakamlarından değil, ocak–dede–talip ilişkilerinden ve kutsal mekânlardan da okunabiliyor.

BİSMİL: TARİHİN EN GÜÇLÜ İZ BIRAKTIĞI COĞRAFYA
Türkmen Aleviler söz konusu olduğunda Bismil ayrı bir önem taşıyor.
Bugün yörede Türkmen-Alevi geçmişiyle anılan başlıca yerleşimler arasında:
Türkmenhacı, Seyyid Hasan/Bakacak, Darlı/Ulutürk, Büyük Kadılı, Şükürlü, Şarabi/Nahırkıracı ve tarihsel kaynaklarda geçen bazı diğer yerleşimler bulunuyor.
Ancak bu köylerin tamamı bugün aynı kimlik yapısına sahip değil.
Bazıları Alevi-Türkmen kimliğini korurken, bazıları büyük ölçüde boşaldı; bazıları Sünnileşti; bazıları için ise dil ve kimlik değişimi iddiaları söz konusu.
İşte dosyanın en kritik noktası burada başlıyor.
NÜFUS NASIL ERİDİ?
Eski nüfus verileri, bazı yerleşimlerdeki dramatik değişimi açık biçimde gösteriyor.
Yerleşim 1980 1985 1997 2003
Büyükkadı: 418 352 499 10
Bakacak/Seyyid Hasan: 673 621 294 150
Aşağıdarlı/Türkdarlı: 955 1.022 141 5
Türkmenhacı: 1.437 1.606 946 850
Şükürlü: 1.135 1.224 750 45
Nahırkıracı/Şarabi: 349 391 324 —
Toplam: 4.967 5.216 2.954 1.060
Bu rakamlar bugünkü Türkmen-Alevi nüfusunu göstermiyor. Bunlar belirli yerleşimlerin eski dönemlerdeki toplam nüfusları.
Ancak ortaya çıkan değişim son derece dikkat çekici.
Altı yerleşimin toplam nüfusu 1980’de 4.967 iken 2003’te 1.060’a kadar geriliyor.
Özellikle Aşağıdarlı’daki değişim çarpıcı: 1980: 955 kişi 2003: 5 kişi
Büyükkadı’da ise: 1980: 418 kişi 2003: 10 kişi
Şükürlü’de: 1980: 1.135 kişi 2003: 45 kişi
Bu rakamlar, yalnızca doğal nüfus hareketleriyle açıklanamayacak ölçüde büyük bir demografik kırılmaya işaret ediyor.
TÜRKMENHACI FARKLI BİR HİKÂYE ANLATIYOR
Bütün köyler aynı kaderi yaşamadı.
Türkmenhacı bunun en önemli örneği.
1980’de 1.437 olan nüfus 1985’te 1.606’ya çıkıyor. 1997’de 946’ya, 2003’te 850’ye düşüyor.
Yani diğer bazı yerleşimlerde görülen neredeyse tamamen boşalma Türkmenhacı’da aynı ölçüde yaşanmıyor.
Bunun arkasında yalnızca nüfus büyüklüğü değil, ocak yapısının, dede-talip ilişkisinin ve Alevi ritüellerinin daha güçlü biçimde korunmuş olması da etkili olmuş olabilir.
Diyarbakır yöresindeki Alevi ocaklarını inceleyen Bülent Akın ve Mehmet Ekici’nin çalışması da göçün Alevi topluluklarının geleneksel yapısını önemli ölçüde değiştirdiğini, dede-talip topluluklarının farklı kentlere dağıldığını ortaya koyuyor.
“KAYIP KÖYLER”İN HİKÂYESİ
Bugün bu köylerin bir bölümünde eski nüfusun önemli kısmı bulunmuyor.
Fakat “köy boşaldı” demek, o köyün insanlarının ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyor.
Asıl büyük hareket köyden kente ve bölge dışına göç.
Diyarbakır Türkmen Alevileri üzerine yapılan çalışmalar, ocak mensuplarının Türkiye’nin farklı bölgelerine yayıldığını ortaya koyuyor.
İzmir, Antalya ve başka kentler, bu göçün izlerinin takip edildiği yerler arasında.
Dolayısıyla köyler boşalırken topluluk tamamen ortadan kalkmadı.
Köyden kente taşındı.
Ancak kentleşmeyle birlikte yalnızca mekân değişmedi.
Dede-talip ilişkileri zayıfladı.
Geleneksel cem ve ritüellerin uygulanma biçimleri değişti.
Köy merkezli sosyal dayanışma yapısı parçalandı.
Ve bazı ailelerde eski kimliğin sonraki kuşaklara aktarılması zorlaştı.
EN TARTIŞMALI SORU: KÜRTLEŞTİLER Mİ?
Diyarbakır Türkmen Alevileri konusunda en hassas başlıklardan biri bu.
Bazı akademik çalışmalarda, geçmişte Türkmen-Alevi olan bazı köylerin zaman içerisinde Sünnileştiği ve bazı örneklerde Kürtleştiği belirtiliyor.
Örneğin 1530 tarihli tahrirlerde bugün de bilinen bazı yerleşimlerin adları; Seyyid Hasan, Ali-Darlu ve Şarabi şeklinde kayıtlı.
Aynı çalışma, bazı Türkmen köylerinin Alevilik ve Türkmenliklerini koruduğunu; bazı köylerin ise zaman içerisinde Sünnileşerek Kürtleştiğini belirtiyor.
Ancak buradan şu sonucu çıkarmak mümkün değil: “Diyarbakır’daki Türkmen Alevilerin tamamı Kürtleşti.”Böyle bir genelleme tarihsel verilerle desteklenmiyor. Çünkü üç ayrı süreci birbirinden ayırmak gerekiyor.
1. Göç
Aile köyünü terk ediyor ama Türkmen-Alevi kimliğini koruyor.
2. Sünnileşme
Alevi inancı ve ocak ilişkisi kayboluyor; ancak etnik kimliğin ne yönde değiştiği ayrıca araştırılması gerekiyor.
3. Dil ve kimlik dönüşümü
Bazı yerleşimlerde Türkçenin yerini Kürtçenin almasıyla birlikte etnik kimlik algısında da değişim yaşanmış olabilir. Dil değişimi ile etnik kimlik değişimi ise aynı şey değildir.
BABA HÂKÎ ÖRNEĞİ: TARİHİN İÇİNDE BİR KÖYÜN İZİ
Baba Hâkî/Çöltepe bu açıdan oldukça dikkat çekici.
1564 tarihli çalışmada Baba Hâkî’nin tarihinin 16. yüzyılın başlarına kadar izlenebildiği görülüyor.
1526 tarihli kayıtlarda köyün “Şemrah Depe nâm-ı diğer Baba Hâkî” şeklinde geçtiği ve burada Baba Hâkî Zaviyesi bulunduğu belirtiliyor.
1540 tarihli kayıtlarda ise köyde Şah Kulu bin Zeynelabidin, Ali Han, Haydar, Bayram ve İmam Kulu gibi isimleri taşıyan haneler görülüyor.
Bu durum bize önemli bir şeyi gösteriyor:
Türkmen-Alevi topluluklarının tarihi yalnızca Cumhuriyet dönemindeki köylerden başlamıyor.
Köylerin, zaviyelerin ve ailelerin geçmişi Osmanlı’nın ilk tahrirlerine kadar uzanabiliyor.
300 KÖY İDDİASI: GERÇEK Mİ?
Dosyanın en dikkat çekici iddialarından biri, geçmişte Diyarbakır yöresinde 300 Türkmen köyü bulunduğu yönündeki anlatı.
Ancak burada gazetecilik açısından önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
1930’lu yılların başında yörede görev yapan Basri Konyar’ın halktan duyduklarına dayanarak Diyarbakır’da vaktiyle 300 Türkmen köyünün bulunduğunu aktardığı belirtiliyor.
Fakat bu rakamı, “Osmanlı arşivlerinde doğrulanmış 300 Alevi-Türkmen köyü” şeklinde sunmak doğru olmaz.
Çünkü bu sayı sözlü/tarihsel bir aktarım niteliğinde.
Buna karşılık tahrir kayıtları Diyarbakır’da çok daha geniş bir Türkmen yerleşim coğrafyasının bulunduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla 300 sayısı, araştırılması gereken güçlü bir tarihsel iddia olarak dosyada yer alabilir; ancak kesin nüfus veya köy sayısı gibi sunulmamalıdır.
KAYBOLAN SADECE NÜFUS DEĞİL
Türkmen Alevilerinin köylerden çekilmesiyle kaybolan şey yalnızca insan sayısı değil.
Birlikte; ocak sistemi, dede-talip ilişkisi, cem kültürü, ziyaret gelenekleri, yerel sözlü tarih, aile hafızası, yerel Türkçe ağız özellikleri, köy merkezli dayanışma da dönüşüme uğradı.
Bu nedenle “kayıp köyler” kavramı aslında kayıp bir kültürel coğrafyaya da işaret ediyor.
Ancak bütün bu mirasın tamamen ortadan kalktığını söylemek de doğru değil.
Bugün farklı kentlerde yaşayan aileler ve ocak mensupları aracılığıyla bu kültürün parçaları yaşamaya devam ediyor. Diyarbakır Türkmen Alevileri üzerine yapılan daha yeni araştırmalar da özellikle ocakların ve kutsal mekânların bu hafızanın taşıyıcıları olduğunu gösteriyor.
Araştırmanın bugün ortaya çıkardığı ana hat şöyle:
DİYARBAKIR MERKEZİ
Büyükkadı – Şarabi/Nahırkıracı
ÇINAR
Şükürlü
BİSMİL
Türkmenhacı
Seyyid Hasan/Bakacak
Darlı/Ulutürk
Köseli
Tezekli/Aralık
Baba Hâkî/Çöltepe
Yukarı Kadı ve çevresi
Bu coğrafyanın daha geniş bir tarihsel yerleşim ağıyla bağlantılı olduğu görülüyor. Ancak diğer ilçelerdeki her yerleşimi “Türkmen-Alevi köyü” olarak nitelendirmek için ayrıca arşiv ve saha kanıtı gerekiyor.
SONUÇ: KAYBOLAN BİR HALK MI, DAĞILAN BİR TOPLULUK MU?
Diyarbakır’ın Türkmen Alevileri için “yok oldular” demek de, “tamamı Kürtleşti” demek de gerçeği açıklamaya yetmiyor.
Ortaya çıkan tablo daha karmaşık.
Bir kısmı göç etti.
Bir kısmı kentlere yerleşti.
Bir kısmı Alevi kimliğini korudu.
Bazı yerleşimlerde Alevilik zayıfladı ve Sünnileşme yaşandı.
Bazı yerleşimlerde ise dil ve kimlik değişimleri meydana geldi.
Ve bütün bunların sonucunda, yüzyıllardır var olan geleneksel köy coğrafyası büyük ölçüde parçalandı.
Belki de bu nedenle Diyarbakır Türkmen Alevilerinin hikâyesini anlatmak için en doğru ifade:
“Yok olan bir topluluk” değil, “coğrafyası dağılan ve kimliği farklı biçimlerde dönüşen bir topluluk”tur.
Bugün yapılması gereken ise yalnızca geçmişi anlatmak değil.
Hangi köyden kimler nereye göç etti?
Hangi aileler Türkmen-Alevi kimliğini korudu?
Hangi köylerde Alevilik sona erdi?
Hangi köylerde Türkçenin yerini Kürtçe aldı?
Bu değişim hangi kuşakta gerçekleşti?
Ve bugün İstanbul, İzmir, Antalya, Mersin, Bursa ve Avrupa’da yaşayan Diyarbakır Türkmen Alevileri kendi geçmişlerini nasıl tanımlıyor?
Bu soruların cevabı, arşiv belgeleriyle birlikte saha röportajları ve sözlü tarih çalışması yapıldığında çok daha net ortaya çıkabilir.
Çünkü Diyarbakır’ın Türkmen Alevi tarihi yalnızca eski tahrir defterlerinde değil, bugün farklı kentlerde yaşayan insanların hafızasında da saklı.
DOSYANIN KAYNAK ÇERÇEVESİ
Dosyanın temel akademik dayanakları arasında Mehmet Salih Erpolat’ın 1564 tahrirlerindeki kişi adlarını inceleyen 2024 tarihli çalışması, Bülent Akın ve Mehmet Ekici’nin Diyarbakır yöresi Alevi ocakları araştırması ve Senem Demirelöz’ün Güzelşah Ocağı üzerine saha çalışması bulunuyor.
Özellikle Erpolat’ın çalışması, 1564 tahrirlerindeki köy ve kişi adlarını doğrudan arşiv belgeleri üzerinden incelemesi bakımından dosyanın en önemli dayanaklarından biri.


















































































