Yol, kavram olarak bir menzile ulaşmayı, varmak istediğin yere erişmeyi ve o doğrultuda ilerlemeyi ifade eder.
Alevi uluları ve pirleri de inançlarını anlatırken “yol” kavramını kullanmış, “Bizim yolumuz var” demişlerdir. Bu ifade, Alevilerin yalnızca bir inanca sahip olmadığını, aynı zamanda ulaşmak istedikleri bir menzilin, izledikleri bir güzergâhın ve yaşamlarını biçimlendiren bir anlayışın bulunduğunu anlatır.
Bu menzil, hakikat arayışıdır. Kâmil insan topluluğuna ulaşmak, insanın insanla, toplumla ve evrenle uyum içinde, rızalık ve ikrar esasına dayalı bir yaşam kurma çabasıdır.
Aleviler geçmişte kendi dergâhlarında ve ocaklarında bu anlayışa dayalı bir toplumsal düzen oluşturmuşlardı. Bunun en somut örneklerinden biri cemlerde görülürdü. Pirler ve analar, cemi toplumun rızalığını alarak yürütür; lokmalar rızalık temelinde paylaşılırdı. Toplumun rızalığı olmadan herhangi bir işin yapılması kabul edilmezdi.
Köylerden kentlere yaşanan göçlerle birlikte Alevi toplumunun geleneksel yapısında önemli kırılmalar meydana geldi. Bu süreç yalnızca pir-talip ilişkisinin zayıflamasına değil, Alevi dergâhlarının ve ocaklarının toplumsal işlevlerinin de giderek sönümlenmesine neden oldu.
Kentlerde kurulan Alevi kültür merkezleri ve inanç kurumları ise ilk dönemlerinde önemli bir misyon üstlendi. Dağınık ve birbirinden habersiz durumdaki Alevileri bir araya getirdi, Aleviliğin toplumsal görünürlüğünü artırdı ve Alevilerin örgütlü biçimde kendilerini ifade etmelerine imkân sağladı.
Ne var ki zaman içinde bazı kurumlar büyüyüp güçlendikçe kuruluş amaçlarından uzaklaşmaya başladı. Kurumsal yapının büyümesiyle birlikte bürokratik mekanizmalar ve güç merkezleri oluştu. Topluma hizmet etmek amacıyla kurulan bazı yapılarda, zamanla yeni iktidar alanları ortaya çıktı.
Bunun sonucunda, rızalık esasına dayalı Alevi hukukunun yerini kimi zaman yöneticilerin gücü ve iradesi almaya başladı. Kurumların nasıl yönetileceği, kimlerin görev yapacağı ve kimlerin dışarıda bırakılacağı, yolun değerlerinden çok yöneticilerin tercihleri doğrultusunda belirlenir hale geldi.
İnanç kurumlarında kimlerin dedelik veya analık hizmeti yürüteceğine yöneticilerin karar verebildiği, kimi kişilere görev verilirken kimilerine çeşitli engeller çıkarılabildiği görülmektedir. Yöneticilerin tutumlarına itiraz edenler ise zaman zaman kurumların dışında bırakılmakta, çeşitli yasaklarla karşılaşmakta veya ihraç edilerek uzaklaştırılmaktadır.
Daha da düşündürücü olan, inanç kurumlarında hizmet yürüten bazı kişilerin bu tür keyfi uygulamalar karşısında sessiz kalmasıdır.
Oysa Alevi yolunda kişinin davranışları, makamından veya kimlerle yakın ilişki içinde olduğundan bağımsız olarak yolun değerleri ve toplumun rızalığı açısından değerlendirilirdi. Yolun hukukuna aykırı davranan kişiye, kim olduğuna bakılmaksızın gerekli tutum alınırdı.
Bugün ise bunun tersine işleyen bir anlayışın ortaya çıktığı görülmektedir. Bir kişi yöneticinin yanında duruyor ve yöneticinin yanlışlarına itiraz etmiyorsa, hakkında ciddi eleştiriler bulunsa dahi kurum içinde korunabilmekte, hatta önemli görevlere getirilebilmektedir. Buna karşılık, yöneticinin uygulamalarını sorgulayan veya eleştiren kişiler dışlanıyor.
Böylece belirleyici olan, kişinin Alevi yolunun değerleriyle ne ölçüde örtüştüğü değil, kimin yanında durduğu ölçüsü esas alınıyor.
İşte burada önemli bir soru ortaya çıkıyor.
Yolu mu koruyoruz, yoksa yol adına oluşmuş iktidar alanlarını mı koruyoruz?
Çünkü bütün bu uygulamalar çoğu zaman “yolu koruma” söylemiyle meşrulaştırılmaktadır. Toplum, yolu savunmak adına belirli düşüncelere ikna edilmeye, yönlendirilmeye; farklı düşünenler ise zaman zaman ötekileştirilmeye veya yalnızlaştırılmaya çalışılmaktadır.
Bir insanı ya da toplumu maddi çıkarlar üzerinden uzun süre aldatmak kolay değildir. İnsan, maddi olarak aldatıldığını fark ettiğinde zamanla bunun hesabını sormaya ve karşı çıkmaya başlar.
Fakat insanların manevi değerleri ve inançları üzerinden hareket edildiğinde durum farklıdır. İnsan, inandığı ve kutsal gördüğü değerleri savunurken, bu değerlerin kendi adına nasıl kullanıldığını fark etmekte zorlanabilir. Çünkü burada savunulan yalnızca bir kurum veya kişi değil, insanın inancı ve aidiyetidir.
Tarih boyunca dini ve manevi değerlerin iktidar ilişkileri içerisinde kullanıldığı örnekler görülmüştür. İnancın iktidarın aracı haline gelmesi, toplumun sorgulama gücünü zayıflatır ve insanların kendi değerleri üzerinden yönetilmesine yol açar.
Bu nedenle Alevi kurumlarında ortaya çıkan iktidarlaşma eğilimini yalnızca bir yönetim sorunu olarak görmek doğru değildir. Mesele, doğrudan doğruya Alevi yolunun temel değerleriyle ilgilidir.
Olumsuzlukları sorgulayan insanlara karşı “yolu koruma” adına uygulanan linç, ötekileştirme, yalnızlaştırma ve tasfiye yöntemlerinin gerçekten yolu koruyup korumadığı mutlaka sorgulanmalıdır.
Çünkü yolu korumak, insanları susturmak veya farklı düşünceleri bastırmak değildir.
Yolu korumak, yolun değerlerini yaşatmaktır.
Rızalığı, adaleti, hakkaniyeti, insan onurunu ve hakikati esas almaktır. Bir yöneticinin yanında duranı değil, haklının yanında duranı önemsemektir.
Eleştiriyi düşmanlık olarak görmek yerine, sorunların nedenlerini ortaya koymak bizleri geliştirir.
Eğer bir kurumda “yol” adına yapılan uygulamalar yolun temel değerleriyle çelişmeye başlamışsa, burada sorgulanması gereken öncelikle eleştiren insanların niyeti değil, ortaya çıkan uygulamanın kendisidir.
Çünkü yol, yöneticilerin şahsi mülkü değildir.
Yol, hiçbir kişinin, grubun veya makamın tekelinde olamaz.
Yol, hakikate ulaşma yoludur. Hakikate giden yolun temelinde baskı değil rızalık, ayrıştırma değil birlik, kişilere bağlılık değil, Hakk’a ve hakikate bağlılık vardır.
Alevi toplumunun önündeki temel meselelerden biri de budur,
Yolu kimlerin yönettiğini değil, yolun hangi değerlerle yürütüldüğünü sorgulamak.
Aksi halde “yolu koruyoruz” söylemi, yolu korumanın değil, oluşmuş iktidar alanlarını korumanın aracına dönüşür.
O zaman Alevi toplumu kendi değerlerini koruduğunu düşünürken, farkında olmadan o değerlerden uzaklaştığını farkına varmalı, görmeli.
Gerçek anlamda yolu korumak istiyorsak, önce kendimize şu soruyu sormalıyız.
Biz yolu mu yaşatıyoruz, yoksa yol adına kurduğumuz iktidarı mı?
Aşk ile Kalınız
Nurten Yalnız

















































































