Tarım politikası olmayan tarım ülkesi mi olur demeyin. Bal gibi de olur. Dert tarımı geliştirmek değil de tarımsal ürünlerden rant elde etmek olunca tarım politikasına da ihtiyaç olmuyor.
“Türkiye bir tarım ülkesidir” sözünün içi boşaldıkça boşalıyor. Çünkü Türkiye gün be gün tarım potansiyelini heba eden bir ülke durumuna düşürüldü. Bir tarım ülkesi en temel tarımsal ürünlerinin önemli bir kısmını artık ithal ediyorsa ona artık bir tarım ülkesi demenin de bir anlamı yok.

Tarım politikası neden oluşturulmuyor?
Türkiye bir zamanlar tarım ülkesiydi. Her şeye rağmen yine de tarımsal potansiyeli mevcut ama bunun kıymetini bilecek yönetim anlayışından da yoksun. Hep söyleniyor, Türkiye’nin bir tarım politikası yok diye. Bir tarım ülkesinin tarım politikasının olmaması garip geliyor ama yok işte. Kimsenin de bu ihtiyaca yanıt olmaya da niyeti yok. Niye çünkü üretimi arttırmak, üreticiyi kalkındırmaktan ziyade aracıları zengin etmenin derdine düşülmüş. Yani politika üreten için değil getir götür işi yapanların cebinin dolması için oluşturuluyor. Üretim yoksa ithalat seçeneğine sarılmalarının gerisinde bu ithalatı yapanların yandaşlığı var. Maksat yandaş kazansın. Et mi yok, ithalat işini ver yandaşa gitsin. 3’e getirip kendi vatandaşına 5’e satsın cebini doldursun. Buğday mı yok, bakliyat mı az; hiç önemli değil yandaş tüccar tetikte bekliyor ithalat için.
Kanada mercimeğin gen tohumunu buradan alıp dünya mercimeğinin yüzde 40’ını üretiyormuş kime ne? Diyarbakır’dan, Urfa’dan ter temiz yerli mercimeği al Kanada’ya sat. Yetmedi oranın GDO’lu mercimeğini de al getir burada sat. Al kazan, sat kazan. İhracatta da kazan ithalatta da. Arada vatandaşın ne olduğu kimin umurunda.
Tarım politikası yok, çünkü gerek de yok. Yandaşın kazanması için böylesi çok daha iyi. Bakliyatın kilosu 20 TL’ye dayanmış, fakir fukaranın sofrasında artık nohut, mercimek, fasulye de lüks oldu. Bir zamanlar fasulye de mi kendini nimetten sayıyor diyenler, bugün fasulyeyi bulamaz oldular. İyi ki bir tarım politikamız yok. Olmasın da… Eğer tarım politikamız olsa her bir şeyi ihtiyacımıza göre üreteceğiz. İhtiyaç fazlasını da ihraç edeceğiz. Çiftçi, yerli üretici kalkınacak. Bolluk bereket olacak her şey ucuzlayacak. Halbu ki, tüccar bolluktan çok yoklukta kar ediyor. Önemli olan para babalarının kalkınması. Üretici köylü dert çekmiş kimin umurunda.
Tarım ülkesi saman ithal eder mi? Arpası, buğdayı kendine yetmeyen tarım ülkesi mi olur? Topraklarını ekemeyen, tarım arazilerini imara açan tarım ülkesinde tarım politikası da olmaz, çiftçisinin başı da dertten kurtulmaz. Tarım arazilerinde nereye ne kadar hangi ürünü ekeceğini dahi hesap edemeyen bir ülkenin tarım politikası mı olur? Çiftçisinin kafasına göre ve el yordamıyla ekip biçtiği bir ülkede evet, tarım politikası olmadan bir şey olmaz ama bunu yapacak olanların da işine gelmez. Tarımdan anlamayan Tarım Bakanı’nın olduğu bir ülkede tarım politikasını kim oluşturacak? Ziraat Mühendisi Odaları’nı dinlemeyen bir tarım yönetimi anlayışından ülke tarımına bir fayda gelir mi, gelmez.
Tarımsal uzmanların, tarımdan anlamayan politikacılara ezdirildiği bir ülkede tarım politikası üretmek zorun da ötesinde imkansız. Çünkü politika gücünü bilgiden almıyor. Politik güç bilginin üzerinde baskı kurmakla meşgul. Bilimsel bilginin rehberliğinde oluşan bir politik yaklaşımın pratik uygulamalarının hayata geçmesi gerekir yapısal değişimlerin zemini oluşabilsin. Ama nafile. Politikalar gelişime değil çıkara endeksli oluşturuluyor. Verili anda musluğun başına kim geçtiyse kendi yandaşının testisini doldurmakla meşgul. Toplumsal duyarlılık, toplumsal yarar, toplumsal projeler vs. bunlar için kimse kılını kıpırdatmaz. Çünkü devletin malını hala daha deniz olarak görenlerin politikacı diye toplumun önüne çıktığı, çıkarıldığı bir zamandayız.
Tüm toplumun yararına olacak bir politika eğer yandaşın çıkarına ters düşüyorsa toplum moplum biranda unutulur gider. Yerli üretici yeterli hayvan üretse yandaş et ithalatından cebini dolduramayacak. Halbu ki, zamanında o politikacıyı besleyen sermaye sahibi kaz gelecek yerden tavuk esirgememişti. Ektiğini biçmesi lazım yandaşın. Toplumcu bir tarım politikası oluştursanız yandaş nereden rant yiyecek? İşte tarım politikası yoksa bunun için yoktur. Toplumsal yararın gözetildiği yerde rant olmaz, rantiyeci yaşamaz. Oysa politika tam da rant için alan açmak için yapılıyor. Mazot ucuz olsa, gübre ucuz olsa, ilaç ucuz olsa, tohum ucuz olsa rant nasıl oluşacak? Politika üreteni değil rantiyeciyi esas alarak oluşturuluyor. Bu sadece tarımda da değil her alanda böyle.
Sözün özü özeti, tarım ülkesinde neden tarım politikası yok sorusunun yanıtı açık. Sorun ülkedeki tarım potansiyelinde değil. Politikayı oluşturanların tercihinde.


















































































