AABF yöneticileri, özellikle de Sayın Hüseyin Mat, bizi gerçekten şaşırtıyor.
Kendilerini tanımasak, geçmişte yaşananlara tanıklık etmesek, söylenenleri ve yapılanları hatırlamasak, belki de bugün büyük puntolarla yapılan birlik çağrılarına inanabilirdik.
Ancak geçmişi bilen, yaşananları unutmayan ve söylenen sözlerin hafızalarda hâlâ canlı olduğunu gören insanlar olarak, bu çağrıların samimiyetine nasıl güvenebiliriz?
Çünkü birlik, yalnızca sözle değil, samimiyetle ve geçmişle yüzleşme cesaretiyle kurulur.
Yeniden güven kazanmak isteyen bir insanın öncelikle özeleştiri yapmayı, hatalarını kabul etmeyi ve gerektiğinde özür dilemeyi bilmesi gerekir.
Güven, büyük sözlerle değil, samimi bir yüzleşmeyle yeniden inşa edilir. Peki, nerede bu samimiyet, nerede bu erdem?
AABF içerisinde ötekileştirmenin ve ayrıştırmanın başlıca sorumlularından biri olarak gördüğümüz Sayın Hüseyin Mat’ın bugün yaptığı birlik çağrılarına nasıl inanacağız? Geçmişte kullanılan dil, sergilenen tutum ve yaşanan kırgınlıklar ortadayken, bugün yapılan çağrıların gerçekten birleştirici olduğuna nasıl ikna olacağız? Açıkçası, bu çağrılarda beklediğimiz samimiyeti göremiyoruz.
Aksine, seçimler öncesinde sahnelenen bir tiyatro oyunuyla karşı karşıya olduğumuz izlenimi veriyor bize.
Çünkü geçmişte yaşananlar açıklığa kavuşturulmadan, kırılan güven onarılmadan ve yapılan hatalarla yüzleşilmeden ortaya konulan birlik söylemleri, ister istemez soru işaretleri yaratıyor.
Sayın Mat, AABF genel kurulu öncesinde Mannheim’da yapılan toplantıda insanları illegal örgütlerle ilişkilendirerek hedef gösterdiğiniz yönündeki eleştirileri hatırlamıyor olabilir misiniz?
Yaşananların üzerinden zaman geçmiş olması, o sözlerin ve yarattığı kırgınlıkların unutulduğu anlamına gelmez.
Bu noktada, dün söylenenlerle bugün savunulanlar arasındaki çelişkiyi sorgulamak gerekiyor. Dün insanları ayrıştırdığı düşünülen bir dil kullanılırken bugün birlik çağrısı yapmak, geçmişte yaşananlarla yüzleşme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Dün ile bugün arasındaki tutum değişikliğinin nedenlerini açıklamak da bu sorumluluğun bir parçasıdır.
Birlik konusunda gerçekten samimiyseniz, öncelikle dün bize karşı kullandığınız dille yüzleşmeniz ve bu tutumunuz nedeniyle özür dilemeniz gerekmez mi?
Kendinizi her zaman haklı gören, kendi yaptıklarını sorgulamadan doğru kabul eden bu üstenci anlayıştan sıyrılmayı hiç düşündünüz mü?
Unutulmamalıdır ki hiçbir makam, hiçbir görev ve hiçbir yönetici eleştiriden muaf değildir. Hele ki söz konusu olan, eşitlik, dayanışma ve ortak değerler üzerine kurulu Alevi kurumlarıysa, sorumluluk çok daha büyüktür.
Peki, size bir soru:
Hatırlıyor musunuz? AABF genel kurulunda yönetime aday olduğum dönemde, yaşamım boyunca Alevi kurumları dışında hiçbir örgütün tarafı olmamış biri olarak, bana yöneltilen “Örgütünü açıklatma” sözlerinin hesabının verilmesi gerekmiyor mu?
İnsanları böyle bir soruyla karşı karşıya bırakmak, onları zan altında bırakmak ve kendilerini açıklamak zorunda hissettirmek ne kadar doğrudur?
Bir taraftan Alevi kurumlarında emek veren insanları illegal örgütlerle ilişkili olmakla suçlayacaksınız, diğer taraftan aynı kurumlarla birlik oluşturma çağrısı yapacaksınız.
O zaman insan sormaz mı?
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? İşte tam da bu nedenle, bugün yapılan birlik çağrılarının yalnızca sözde kalmaması için geçmişte yaşananların açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Birlik için bir araya gelen kurumlara da söyleyecek sözümüz var:
Bizleri hedef hâline getirdiğini düşündüğümüz Sayın Mat’tan öncelikle bir özeleştiri talep etmeniz gerekmez mi?
Birlik oluşturmak isteyen kurumların, bu birliğin temelini oluşturacak güven ortamının sağlanması konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekmez mi?
Çünkü insanları somut bir dayanak ortaya koymadan örgütlerle ilişkilendirmek, onları zan altında bırakmak ve hedef hâline getirmek ciddi bir meseledir.
Böyle bir tutumun yol açtığı kırgınlıkları, sorunları görmezden gelerek birlikten söz etmek, geçmişte yaşanan sorunları çözmez. Aksine, sorunların üzerini örtmekten başka bir işe yaramaz.
Bugün birlikten söz edenlerin, dün kullandıkları sözlerle ve sergiledikleri tutumlarla yüzleşmeleri gerekmez mi?
Eğer gerçekten ortak bir gelecek kurulmak isteniyorsa, önce geçmişte yaşananların sorumluluğu kabul edilmeli, ardından karşılıklı güveni yeniden tesis edecek adımlar atılmalıdır.
Birlik çağrısı yapmak kolaydır; asıl mesele, o birliğe zemin hazırlayacak samimiyeti, güveni ve sorumluluğu gösterebilmektir.
Bizim itirazımız birliğe değil, özeleştiri yapılmadan, geçmişle yüzleşilmeden ve kırılan güven onarılmadan, var olan sorunlar giderilmeden birlik söyleminin kullanılmasınadır.
Gerçek birlik, insanları susturarak, eleştirileri görmezden gelerek ya da geçmişi unutturmaya çalışarak kurulamaz. Gerçek birlik; eşitlik, karşılıklı saygı, dürüstlük ve hesap verebilirlik temelinde mümkündür.
Sonuç olarak, geçmişle yüzleşmeden, özeleştiri yapmadan ve yaşanan kırgınlıkları, sorunları gidermeden yapılan birlik çağrıları ne yazık ki yalnızca sözde kalmaya mahkûmdur.
Eğer bugün gerçekten bir birlik kurulmak isteniyorsa, bunun ilk adımı büyük sözler söylemek değil, geçmişte yapılanların sorumluluğunu üstlenmek ve samimiyetini davranışlarla göstermektir.
Çünkü gerçek birlik, seçimden seçime hatırlanan bir söylem değil, her koşulda savunulması gereken bir ilkedir.
Aşk ile Kalınız
Nurten Yalnız.

















































































