PİRYOL – Türkmen Alevilerin Diyarbakır Bismil’den Anadolu’nun büyük kentlerine uzanan 500 yıllık izi: Köyler nereye gitti?

Diyarbakır’ın tarihini anlatırken çoğu zaman Mezopotamya’nın kadim uygarlıkları, Kürtler, Zazalar, Ermeniler ve Süryaniler üzerinden kurulan büyük tarih anlatısının içinde kalıyoruz.
Oysa kentin daha az bilinen tarihsel katmanlarından biri de Türkmen Alevileri.
Osmanlı tahrir defterlerinden günümüz akademik araştırmalarına, köylerdeki ziyaretlerden Alevi ocaklarına, dede-talip ilişkilerinden bugün Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşayan ailelerin hafızasına kadar uzanan belgeler, Diyarbakır ve çevresinde yüzyıllardır varlığını sürdüren bir Türkmen-Alevi topluluğuna işaret ediyor.
Ancak bugün bu topluluğun geleneksel köy coğrafyası büyük ölçüde parçalanmış durumda.
Bazı köylerde nüfus birkaç haneye kadar düşmüş, bazı yerleşimlerde Alevilik zayıflamış, bazı topluluklar kentlere göç etmiş, bazı yerlerde ise dil ve kimlik değişimleri yaşanmış.
Peki, Diyarbakır’ın Türkmen Alevileri nereye gitti?
Göç mü ettiler?
Sünnileştiler mi?
Kürtleştiler mi?
Yoksa köylerini terk ederek farklı kentlerde yeni bir hayat kurarken kimliklerini başka biçimlerde mi sürdürdüler?
Bu dosyanın ortaya koyduğu tablo, tek bir cevaptan çok daha karmaşık bir tarihsel sürece işaret ediyor.

1. 500 YILLIK İZ: TAHRİR DEFTERLERİNDE TÜRKMEN KÖYLERİ
Türkmen-Alevi varlığının izleri Diyarbakır’da yalnızca yakın dönem sözlü anlatılara dayanmıyor.
Osmanlı dönemine ait tahrir kayıtları, bölgedeki yerleşimlerin tarihini daha geriye götürme imkânı veriyor.
Mehmet Salih Erpolat’ın 2024 tarihli çalışması, 1564 tahrir defterlerinde Bismil çevresindeki Türkmen köylerini inceliyor.
Araştırmada; Büyük Kadılı, Türkmenhacı, Acı-ı Süfla, Seyyid Hasan, Şükürlü, Baba Hâkî, Tezekli, Darlı, Köseli, Şarabi gibi yerleşimler ele alınıyor.
Çalışmada 499 erkek vergi mükellefi ve bunların babalarının adları incelenmiş, toplam 294 farklı isim tespit edilmiş.
Ancak burada önemli bir bilimsel uyarı var:
Kişi isimleri tek başına bir topluluğun Alevi olduğunu kanıtlamıyor.
Bu nedenle isimler; yerleşim tarihi, ocaklar, türbeler, ziyaret yerleri ve sözlü tarih ile birlikte değerlendirilmek zorunda.
Bu yöntem, geçmişe bakarken önemli bir gazetecilik ilkesini de ortaya koyuyor:
Bir yerleşime “Türkmen-Alevi köyü” demek için mümkün olduğunca birden fazla bağımsız göstergeye ihtiyaç var.
2. DİYARBAKIR: SADECE BİRKAÇ KÖYÜN HİKÂYESİ DEĞİL
Akademik çalışmalar, Diyarbakır yöresindeki Aleviliğin ocaklar etrafında örgütlendiğini gösteriyor.
Bülent Akın ve Metin Ekici’nin araştırması, Diyarbakır yöresindeki Alevi ocaklarının tarihini, dede-talip ilişkilerini, göçleri ve göç sonrası yapısal değişimi ele alıyor.
Araştırmacılar, alan çalışmaları sırasında Diyarbakır yöresi Alevi ocaklarına bağlı dede ve talip topluluklarının göçlerle Anadolu’nun geniş bir coğrafyasına yayıldığını tespit etmiş durumda.
2022’de yayımlanan Güzelşah Ocağı araştırması ise Diyarbakır’ın Türkmen-Alevi geçmişinin yalnızca köylerle sınırlı olmadığını; ocakların, aile arşivlerinin, türbelerin ve kutsal emanetlerin de bu hafızanın taşıyıcıları olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmada Diyarbakır, İzmir ve Antalya arasında yaklaşık 120 günlük saha çalışması yapılmış.

3. KÖY KÖY: KAYBOLAN VE DÖNÜŞEN YERLEŞİMLER
SEYYİD HASAN / BAKACAK
Bir yerleşimden daha fazlası: Ocak merkezi
Bugünkü Bakacak ile ilişkilendirilen Seyyid Hasan adı, Osmanlı kayıtlarında karşımıza çıkıyor.
Burası aynı zamanda İmam Zeynel Abidin Ocağı açısından önemli merkezlerden biri.
Akın ve Ekici’nin araştırmasına göre ocağın merkezleri arasında Seyithasan/Bakacak ve Darlı/Ulutürk bulunuyor.
Ocağın dede ve talipleri daha sonra Diyarbakır dışındaki çeşitli kentlere göç etmiş.
Araştırmada bu göçün özellikle İzmir, Bursa, Mersin ve Adana gibi kentlere uzandığı belirtiliyor. Büyük kentlerde dernek, vakıf ve cemevleri çevresinde toplanan topluluklar arasında geleneksel erkânı sürdürenlerin de bulunduğu aktarılıyor.
Dolayısıyla Bakacak örneği, “köy boşaldı” ile “topluluk yok oldu” arasındaki farkı gösteriyor.
4. DARLI / TÜRKDarlı / ULUTÜRK
Nüfusu eriyen ocak merkezi
Darlı, tarihsel adları ve Alevi ocak bağlantıları nedeniyle dosyanın en önemli yerleşimlerinden.
Kaynaklarda Darlı’nın İmam Zeynel Abidin Ocağı’nın merkezlerinden biri olduğu belirtiliyor.
Ancak göçler sonucunda köydeki Alevi nüfusun çok ciddi biçimde azaldığı aktarılıyor.
Burada kaybolan yalnızca nüfus değil.
Dede-talip ilişkisine dayalı sosyal yapı da küçülüyor.
Bu nedenle Darlı, dosyada “kayıp köy” kavramının en güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

5. TÜRKMENHACI
Kimliğini en güçlü koruyan merkezlerden
Türkmenhacı, Diyarbakır Türkmen-Alevilerinin bugün de en önemli yerleşimlerinden biri.
1564 kayıtlarında Türkmenhacı adıyla ilişkilendirilen yerleşim, daha sonraki araştırmalarda çok sayıda Alevi ocağının bulunduğu merkez olarak karşımıza çıkıyor.
Araştırmalarda Beyazıd Bostan, Battal Gazi, Ersefil/Bozkurt ve Bab-ı Sor gibi ocak bağlantıları aktarılıyor.
Türkmenhacı’nın önemi burada:
Bazı köylerde geleneksel yapı neredeyse tamamen çözülürken Türkmenhacı’nda Alevi kimliği ve ritüeller daha görünür biçimde korunmuş durumda.
Bu nedenle Türkmenhacı, “kaybolan köy” değil, “kimliğini büyük ölçüde koruyan merkez” olarak değerlendirilmelidir.
6. ŞÜKÜRLÜ
Çınar’daki Alevi-Türkmen hafızası
Diyarbakır’ın Bismil dışındaki önemli Türkmen-Alevi yerleşimlerinden biri Şükürlü.
Tarihsel kayıtlardaki adı ve sonraki dönemlerdeki Alevi ocak bağlantıları, köyün geçmişini incelemek açısından önemli.
Özellikle Güzelşah Ocağı bu coğrafyada ayrı bir yere sahip.
2022 tarihli araştırma, Güzelşah Ocağı’nın Diyarbakır yöresindeki Türkmen-Alevi ocaklarından biri olduğunu ve Çınar’ın Altunakar köyündeki türbe ile kutsal emanetlerin bugün de araştırılabildiğini ortaya koyuyor.
Şükürlü örneği, bir başka gerçeği gösteriyor:
Bir köyün nüfusu azalabilir ama o köyün inanç hafızası başka yerlerde yaşamaya devam edebilir.
7. BÜYÜK KADILI
Bir köyün boşalması
Büyük Kadılı, Diyarbakır merkez çevresindeki Türkmen-Alevi geçmişinin önemli izlerinden.
Eski nüfus verileri burada çok büyük bir değişim yaşandığını gösteriyor.
1980’lerde yüzlerce kişinin yaşadığı köyün nüfusu sonraki yıllarda dramatik biçimde düşüyor.
Yerel anlatımlarda ise göçün önemli bölümünün Almanya ve Türkiye’nin büyük kentlerine gerçekleştiği ifade ediliyor. Diyarbakır merkezine yerleşen ailelerin de bulunduğu aktarılıyor.
Bu anlatılar bize istatistiklerin gösteremediği başka bir gerçeği gösteriyor:
Köyün nüfusu azalırken insanlar ortadan kaybolmadı; başka bir coğrafyaya taşındı.
8. ŞARABİ / NAHIRKIRAÇ
Tarihi eski, bugünkü nüfusu sınırlı
Şarabi, Osmanlı kayıtlarında görülen ve Alevi-Türkmen geçmişi araştırmalarda ele alınan yerleşimlerden.
Büyük Kadılı ile yakınlığı, iki yerleşimin daha sonra göç süreçlerinde birlikte hareket eden aile ağlarına sahip olmasına da zemin hazırlamış.
Bugün Şarabi/Nahırkıraç açısından en önemli araştırma sorusu şu:
Buradan ayrılan aileler hangi kentlerde yaşamaya devam ediyor?
Çünkü göç eden toplulukların ocak bağları ve ritüel ilişkileri köy sınırlarının dışına taşınabiliyor.
9. BABA HÂKÎ / ÇÖLTEPE
Sünnileşmiş Türkmen yerleşimi
Baba Hâkî, Türkmen-Alevi geçmişi ile bugünkü kimliği arasındaki fark bakımından dosyanın en dikkat çekici örneklerinden.
Araştırmalarda bu yerleşimin zaman içinde Sünnileşmiş Türkmen köyü olarak değerlendirildiği görülüyor.
Bu örnek önemli çünkü bize şu ayrımı yaptırıyor:
Türkmenlik ile Alevilik aynı kimlik kategorisi değildir.
Bir topluluk Alevi kimliğini kaybederken Türkmen kökenli kimliğini bir süre koruyabilir.
Daha sonraki kuşaklarda ise dil, evlilik, sosyal çevre ve siyasi-kültürel şartların etkisiyle başka kimlik dönüşümleri gerçekleşebilir.
Bu nedenle Baba Hâkî üzerinden doğrudan “Kürtleşme” sonucu çıkarmak yerine, hangi kuşakta hangi değişimin meydana geldiğini araştırmak gerekir.
10. TEZEKLİ / ARALIK
Sünnileşme ile Kürtleşme aynı şey değil
Tezekli de eski Türkmen yerleşimleri arasında ele alınan köylerden.
Kaynaklarda Sünnileşmiş Türkmen yerleşimi olarak değerlendirilmesi, kimlik değişiminin önemli bir örneği.
Ancak burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta:
Sünnileşmek, otomatik olarak Kürtleşmek anlamına gelmez.
Bu nedenle Tezekli/Aralık için etnik kimlik dönüşümü iddiası ayrıca dil, aile tarihi, evlilikler ve sözlü tarih üzerinden araştırılmalıdır.
11. KÖSELİ
Alevi geçmişten farklı bir bugüne
Köseli de tarihsel Türkmen-Alevi yerleşimleri arasında inceleniyor.
Bugünkü kimliğin tarihsel kimlikle aynı olmadığını gösteren yerleşimlerden biri olması nedeniyle önemli.
Köydeki değişimi anlamak için yalnızca “Alevi mi, Sünni mi?” sorusu yeterli değil.
Şunların birlikte araştırılması gerekiyor:
Dil
Aile kökeni
Evlilik ağları
Göç
Dini pratikler
Kendini tanımlama biçimi
Ancak bu veriler bir araya getirildiğinde gerçek bir kimlik dönüşümünden söz etmek mümkün olabilir.
12. ACİ-İ SÜFLA
Eski kayıtlardaki iz
1564 araştırmasında adı geçen Acı-ı Süfla, eski yerleşim adlarının bugünkü coğrafyayla eşleştirilmesinin ne kadar zor olduğunu da gösteriyor.
Bu tür yerlerde eski ad ile bugünkü yerleşim arasında kesin bağlantı kurulmadan “bugünkü köy budur” demek doğru değil.
Bu nedenle dosyanın “kesin belgelenen”, “kuvvetli ihtimal” ve “sözlü tarih” kategorileriyle ilerlemesi gerekiyor.
13. 1980’DEN 2003’E: DEMOGRAFİK KIRILMA
Eski nüfus verileri değişimin boyutunu ortaya koyuyor:
Yerleşim 1980 1985 1997 2003
Büyükkadı: 418 352 499 10
Bakacak/Seyyid Hasan: 673 621 294 150
Aşağıdarlı/Türkdarlı: 955 1.022 141 5
Türkmenhacı: 1.437 1.606 946 850
Şükürlü: 1.135 1.224 750 45
Nahırkıracı/Şarabi: 349 391 324 —
Toplam: 4.967 5.216 2.954 1.060
Bu tablo Türkmen-Alevi nüfusunun bugünkü toplamı değildir.
Yalnızca söz konusu yerleşimlerin eski toplam nüfuslarını gösterir.
Ancak tablo, geleneksel köy coğrafyasındaki demografik kırılmanın boyutunu göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Özellikle:
Aşağıdarlı: 955 → 5
Büyük Kadılı: 418 → 10
Şükürlü: 1.135 → 45
değişimleri dikkat çekicidir.
Buna karşılık Türkmenhacı’nın 2003’te 850 kişilik nüfusu koruması, yerleşimler arasındaki farklılaşmayı gösteriyor.
14. İNSANLAR NEREYE GÖÇ ETTİ?
Dosyanın en önemli sorularından biri de bu.
Akın ve Ekici’nin alan araştırması, Diyarbakır yöresi Alevi ocaklarına mensup dede ve talip topluluklarının Anadolu’nun geniş bir coğrafyasına dağıldığını ortaya koyuyor.
İmam Zeynel Abidin Ocağı özelinde ise araştırmada İzmir, Bursa, Mersin ve Adana başta olmak üzere çeşitli kentlere göçlerden söz ediliyor. Bu kentlerde dernek, vakıf ve cemevleri etrafında örgütlenen toplulukların bulunduğu belirtiliyor.
Güzelşah Ocağı üzerine yapılan daha yeni araştırma ise Diyarbakır–İzmir–Antalya hattındaki göç ve kimlik ilişkilerini doğrudan saha araştırmasıyla ele alıyor.
Yerel anlatılarda ise Almanya’nın da önemli bir göç destinasyonu olduğu belirtiliyor. Büyük Kadılı’dan yapılan göçler üzerine bir saha röportajında, köyden Almanya’ya ve İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin gibi kentlere göçlerin gerçekleştiği ifade ediliyor.
Burada önemli bir ayrım var:
Akademik olarak belgelenen göç güzergâhları ile yerel sözlü anlatılarda geçen güzergâhlar aynı kanıt düzeyinde değildir.
Bu nedenle dosyada ikisi ayrı tutulmalıdır.
15. KENTLEŞME: KÖYÜN YERİNİ CEMEVİ Mİ ALDI?
Göç yalnızca mekân değişikliğine yol açmadı.
Alevi topluluklarının örgütlenme biçimi de değişti.
Köyde dede-talip ilişkisi ve cemler daha doğal biçimde köy yaşamının parçasıyken, kentte bu ilişkiler çoğu zaman dernek, vakıf ve cemevi çevresinde yeniden kurulmaya başladı.
Büyük Kadılı’dan yapılan yerel bir anlatımda da Diyarbakır’a göç eden ailelerin önce kendi aralarında örgütlendiği, daha sonra cemevinin kurulmasıyla ibadet ve toplumsal buluşmaların burada yoğunlaştığı aktarılıyor.
Bu durum çok önemli bir dönüşümü gösteriyor:
Köy kaybolurken cem kültürü tamamen kaybolmak zorunda kalmadı; kentte yeni bir kurumsal biçim kazandı.
16. “KÜRTLEŞTİLER Mİ?”
Dosyanın en tartışmalı başlığı bu.
Bazı araştırmalarda geçmişte Türkmen-Alevi olan bazı yerleşimlerin zaman içerisinde Sünnileştiği ve bazı örneklerde Kürt kimliğiyle özdeşleştiği ifade ediliyor.
Fakat bundan:
“Diyarbakır Türkmen Alevilerinin tamamı Kürtleşti.”
sonucu çıkarılamaz.
Aynı şekilde:
“Hiçbir Türkmen-Alevi yerleşiminde kimlik değişimi yaşanmadı.”
demek de doğru olmaz.
Gerçeklik muhtemelen yerleşimden yerleşime değişiyor.
Bu nedenle dört ayrı süreç birbirinden ayrılmalı:
GÖÇ
Kimliğini koruyarak başka kente taşınma.
SÜNNİLEŞME
Alevi inanç ve ritüellerinin zamanla terk edilmesi.
DİL DEĞİŞİMİ
Türkçeden Kurmancîye veya başka bir dile geçiş.
ETNİK KİMLİK DEĞİŞİMİ
Kişinin kendisini artık farklı bir etnik kimlikle tanımlaması.
Bunların dördü aynı şey değildir.
17. “300 TÜRKMEN KÖYÜ” İDDİASI
Diyarbakır’ın Türkmen-Alevi geçmişine ilişkin sözlü tarihte en dikkat çekici anlatılardan biri, geçmişte bölgede 300’den fazla Türkmen köyü bulunduğu iddiası.
Ancak bu rakamı dikkatli kullanmak gerekiyor.
Bu sayı, mevcut haliyle arşivlerde doğrulanmış kesin bir Alevi-Türkmen köy sayısı olarak sunulmamalı.
Daha doğru gazetecilik ifadesi:
“Sözlü tarih kaynaklarında Diyarbakır yöresinde yüzlerce Türkmen köyü bulunduğu anlatılıyor.”
Bu anlatının arşivlerdeki karşılığı ayrıca araştırılmalı.
18. NEDEN BU KADAR BÜYÜK BİR DEĞİŞİM YAŞANDI?
Araştırmaların ortak işaret ettiği başlıca faktörler şöyle sıralanabilir:
Köyden kente göç
Ekonomik nedenler
Eğitim nedeniyle genç nüfusun ayrılması
Güvenlik ve bölgesel sorunlar
Kentleşme
Geleneksel ocak sisteminin zayıflaması
Evlilik ve sosyal çevrelerin değişmesi
Alevi ritüellerinin dönüşmesi
Bazı yerleşimlerde Sünnileşme
Bazı yerleşimlerde dil ve kimlik değişimi
Ancak bunların her köyde aynı ağırlıkta olduğunu söylemek mümkün değil.
19. KAYBOLAN SADECE İNSANLAR DEĞİL
Diyarbakır’ın Türkmen-Alevi köylerindeki dönüşüm, yalnızca nüfus istatistiği olarak okunamaz.
Çünkü köylerden insanlarla birlikte: ocak sistemi, dede-talip ilişkileri, cem geleneği, ziyaret kültürü, aile hafızası, sözlü tarih, yerel Türkçe ağızları, müzik ve ritüeller, köy dayanışması da değişime uğradı.
Fakat bunların tümünün ortadan kalktığını söylemek de yanlış.
Alevi ocaklarına mensup toplulukların farklı kentlere yayıldığını gösteren araştırmalar, kültürel hafızanın yeni yerleşimlerde de devam ettiğini ortaya koyuyor.
20. BUGÜN NEREDELER?
Bugün Diyarbakır Türkmen-Alevilerini tek bir coğrafyada bulmak mümkün değil.
Topluluğun izleri; Diyarbakır, Bismil, Çınar, İzmir, Bursa, Mersin, Adana, Antalya, İstanbul, Ankara ve Avrupa’daki göçmen topluluklar üzerinden takip edilebiliyor.
Ancak bu kentlerin tamamı için aynı ölçüde nüfus verisi bulunmuyor.
Bu nedenle “şu kentte şu kadar Türkmen-Alevi var” şeklinde rakam vermek, resmi veya güvenilir saha verisi olmadan doğru olmaz.
Daha doğru olan, ocak ve aile ağlarının izini sürmek.
21. YENİ KUŞAKLAR: KİMLİK KORUNUYOR MU?
Dosyanın bundan sonraki araştırma ayağı aslında burada başlıyor.
Çünkü bugün Diyarbakır dışında yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türkmen-Alevilere şu sorular sorulduğunda çok daha çarpıcı bir tablo ortaya çıkabilir:
Ailenizin köyü neresiydi?
Köyünüzde hangi ocak vardı?
Dedeniz kimdi?
Cem nerede yapılırdı?
Aileniz evde hangi dili konuşurdu?
Siz çocukken köyünüzde hangi dil konuşuluyordu?
Bugün kendinizi Türkmen, Alevi, Kürt, Türk veya başka bir kimlikle nasıl tanımlıyorsunuz?
Köyünüzden ayrıldıktan sonra Alevi ritüelleri devam etti mi?
Çocuklarınıza bu geçmişi aktarabiliyor musunuz?
İşte bu sorular, arşivlerin cevaplayamadığı kısmı ortaya çıkarabilir.
22. DOSYANIN SONUCU
Diyarbakır’ın Türkmen-Alevileri için:
“Yok oldular” demek doğru değil.
“Tamamı göç etti” demek de doğru değil.
“Tamamı Sünnileşti” demek de doğru değil.
“Tamamı Kürtleşti” demek ise tarihsel verilerle desteklenemeyecek kadar genelleyici.
Ortaya çıkan daha karmaşık tablo şu:
Bir topluluk yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada varlığını sürdürdü; ancak modern dönemde köy merkezli yaşam biçimini büyük ölçüde kaybetti.
Kimi aileler göç etti.
Kimi aileler Alevi kimliğini korudu.
Kimi yerleşimlerde Sünnileşme yaşandı.
Bazı yerlerde dil değişimleri görüldü.
Bazı ailelerde ise etnik kimlik algısı değişti.
Ama topluluğun önemli bir bölümü farklı kentlere dağılarak varlığını başka biçimlerde sürdürdü.
Bu nedenle belki de en doğru tanım:
“Kayıp bir halk değil, dağılan bir kültürel coğrafya.”
23. ARAŞTIRMANIN EN ÖNEMLİ SONUCU
Diyarbakır Türkmen Alevilerinin hikâyesi yalnızca geçmişe ait bir mesele değil.
Çünkü bugün Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşayan insanların aile hafızalarında hâlâ:
Türkmenhacı, Seyyid Hasan, Darlı, Büyük Kadılı, Şarabi, Şükürlü, Baba Hâkî, Tezekli, Köseli gibi köy isimleri yaşamaya devam ediyor.
Bu köylerin bazıları nüfusunu kaybetti.
Bazıları kimlik değiştirdi.
Bazıları ise hâlâ Alevi-Türkmen kimliğinin taşıyıcısı.
Dolayısıyla bu araştırmanın gerçek anlamda tamamlanması için bir sonraki adım arşivden sahaya geçmek.
Her köy için en az 5-10 aileyle sözlü tarih görüşmesi yapılması; eski mezarlıkların, ziyaretlerin, ocakların, aile soylarının ve göç güzergâhlarının kayda geçirilmesi gerekiyor.
Çünkü 500 yıl önceki tahrir defterlerinin yazamadığı son hikâye, bugün hâlâ o köylerden göç etmiş insanların hafızasında.
KAYNAK NOTU
Bu dosyanın temel akademik dayanakları arasında Mehmet Salih Erpolat’ın 1564 tahrirlerindeki Bismil Türkmen köylerini ve kişi adlarını inceleyen 2024 tarihli çalışması; Bülent Akın ve Metin Ekici’nin Diyarbakır yöresi Alevi ocakları, göçler ve dede-talip ilişkileri üzerine araştırması; Bülent Akın’ın 2017 tarihli doktora tezi ve Senem Demirelöz’ün 2022 tarihli Güzelşah Ocağı saha araştırması bulunuyor.
Bu kaynakların ortak özelliği, Diyarbakır Türkmen-Alevilerini yalnızca etnik veya mezhepsel bir kategori olarak değil; ocaklar, köyler, aileler, ritüeller, göçler ve sözlü tarih üzerinden yaşayan bir kültürel yapı olarak incelemeleri.

















































































