Son söyleyeceğimizi başından söyleyelim: Biz; ezilenlerin, inkâr edilenlerin ve ötekileştirilenlerin haklarının tanındığı, herkesin eşit koşullarda yaşayabildiği bir toplumdan yanayız.
Kürt halkının bütün haklarına kavuşmasını, barışı ve demokratik çözümü savunuyoruz. Silahların susmasını, bu topraklarda bir daha insan kanı akmamasını istiyoruz.
Ancak barış ve ittifak süreçlerinde kullanılan dil, toplumların tarihsel hafızasını ve yaşadığı acıları da dikkate almak zorundadır. Tartışmalı tarihsel kişilikler ve olaylar üzerinden yeni birliktelikler kuruluyorsa, bunun toplumlarda yaratacağı hassasiyetler görmezden gelinemez.
Tarihle yüzleşmeden yeni bir gelecek kurulabilir mi?
Neden özellikle İdris-i Bitlisî üzerinden bir ittifak anlatısı kuruluyor? Türkler ve Kürtler arasında tarihte ortaklığın ve dayanışmanın başka örnekleri yok mu?
İdris-i Bitlisî’nin Osmanlı-Safevi çatışmaları dönemindeki rolü ve Kızılbaşlara yönelik politikalarla ilişkisi tarihçiler tarafından tartışılmıştır. Bu nedenle onun tarihsel rolü konuşulurken Alevilerin hafızasında taşıdığı anlam da dikkate alınmalıdır.
Dersim ve Koçgiri’de yaşananlar, Sivas Katliamı ve farklı dönemlerde Ermenilerin, Yahudilerin, Ezidilerin ve diğer toplulukların maruz kaldığı baskı, sürgün ve şiddet de toplumsal hafızanın parçalarıdır. Tarihsel olayların tanımlanması konusunda farklı görüşler bulunabilir; ancak yaşanan acıların varlığını yok saymak mümkün değildir.
Suriye’deki gelişmeler ve Ahmet el-Şara’nın geçmişine ilişkin tartışmalar da aynı hassasiyetle ele alınmalıdır. Farklı toplulukların güvenliği ve yaşanan şiddet iddiaları değerlendirilmeden kurulacak siyasi anlatılar eksik kalacaktır.
Reform neden yalnızca Alevilerden bekleniyor?
Diyanet’in kuruluşundan bugüne Alevilerle ilişkisi, zorunlu din dersleri ve inanç özgürlüğü gibi sorunlar hâlâ gündemdedir. Sivas Katliamı’nın toplumsal hafızadaki yeri de ortadadır.
O halde dini ve toplumsal dönüşüm yalnızca Alevilerden mi beklenmektedir? Yoksa Sünni İslam anlayışı dâhil bütün dini ve siyasal yapılar kendi tarihleriyle ve bugünle yüzleşmek zorunda mıdır?
Alevi kurumlarının ve temsilcilerinin tutumları, olaylara bakış açısı yanlıştır. Siyasetten makam, koltuk beklentileri olduğu için geçmişi köpürtmenin bir anlamı ve gereği yoktur söylemini kullanmaları gerçekleri gizlemeye yönelik bir girişimdir.
Kadınların özgürlüğü de bu tartışmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Eğitim, laiklik, kamusal yaşam ve inanç özgürlüğü alanlarında kadınların karşılaştığı sorunlar ciddiye alınmalıdır. Farklı ülkelerin koşullarını birbirinin aynısı kabul etmeden, İran ve Afganistan gibi örneklerde yaşanan gelişmeler de dikkatle değerlendirilmelidir.
Alevi kadın hareketinin bu tartışmalara sesiz kalması söyleyecek sözlerinin olmaması düşündürücü olmaktan ziyade bu edilgen, kayıtsız tutumları sorgulanmalıdır.
Hakikat makamdan bağımsızdır
Asıl mesele belki de iktidardan çok, iktidarın sorgulanamaz hâle gelmesidir.
Bir dava, kurum veya örgüt yöneticinin mutlak hâkimiyetine dönüştüğünde sorgulamak ihanet, itaat ise erdem olarak görülmeye başlayabilir. Soru soran “hain”, boyun eğen ise “makbul” ilan edilebilir.
Oysa hakikat makamdan, kişiden ve otoriteden bağımsız aranmalıdır.
Dün eleştirilen bir kişi, siyasi koşullar değiştiğinde bugün farklı biçimde sunulabilir. Bu nedenle tarihsel kişiliklere yaklaşırken güncel siyasi ihtiyaçlardan veya kişisel sempatilerden çok belgeler, tarihsel kayıtlar ve farklı kaynaklar esas alınmalıdır.
Barış istiyorsak geçmişi yok saymadan konuşabilmeliyiz. Yeni ittifaklar kuracaksak, toplumların hafızasını ve acılarını da hesaba katmalıyız.
Çünkü gerçek demokratik çözüm; sorgulamayanların değil, soru sorabilenlerin, eleştirebilenlerin ve farklı düşüncelerin birlikte yaşayabildiği bir zeminde mümkündür.
Hakikati söylemek bazen en zor iştir. Ama hakikat, kimsenin dillendirmediği yerde de söylenmelidir.
Aşk ile Kalınız
Nurten Yalnız

















































































