Ahmet El Şara (Colani), IŞİD lideri olarak kırmızı bültenle ABD tarafından aranan ve başına 10 milyon dolar ödül konulan bir isimdi. Bugün ise Ahmet El Şara, Suriye Devlet Başkanı oldu.
Rojava’da yaşayan halklar, IŞİD’li cihatçılara karşı savaştı.
Mazlum Abdi, Ahmet El Şara (Colani) ile el sıkışarak Suriye hükümetiyle ortak bir sürece girdi.
PKK de silahlarını bırakarak devlet ile bir barış masasına oturdu.
Kim kiminle ortaklaşır, hangi siyasi yapı hangi yolu tercih eder; bunlar onların kendi tercihleridir. Bizim buna karşı bir sözümüz olmadı, olamaz.
Silahların susması, çatışmalı ortamın son bulması biz Aleviler için sevindirici bir durumdur.

Ancak yapılan bazı açıklamalar doğrudan biz Alevileri ilgilendiriyor ve ciddi anlamda tedirgin ediyor.
Aleviler, bin yıllardır yalnızca inkâr edilmekle kalmadı; uzun zamana yayılan bir yok etme ve asimilasyon süreciyle karşı karşıya kaldı. Bu süreç yalnızca insan hayatına yönelik değildi. Alevilerin inancını, kültürünü, tarihini, hafızasını ve değerlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen bir anlayışla yürütüldü.
Abdullah Öcalan’ın Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisî ittifakı üzerine kurduğu cümleler, Alevi toplumunda ciddi bir rahatsızlık ve endişe yaratmaktadır. Çünkü söz konusu ittifak, Alevilerin tarihsel hafızasında inkâr, imha ve katliamlarla birlikte anılan bir dönemi ifade etmektedir.
Bu nedenle, geçmişte Alevilerin yaşadığı acılar ve tarihsel gerçeklikler yok sayılarak kurulacak her türlü siyasi ittifak, Alevi toplumunda derin yaralar açabilir.
Bu ittifaklar birilerine yeni kapılar açarken, biz Alevileri bir kez daha tarihin o kapılarının dışında bırakmamalıdır.
Kürt hareketi tarafından gündeme taşınan bu ittifak çağrısı, Alevilerin tarihsel yaralarını kanattığı kadar düşündürücü de olmuştur.
Tam da bu noktada, eski DEM Parti milletvekili Altan Tan’ın, PKK’nin devlet ile barış masasına oturması sonrasında “Alisiz Alevilerin dengesi bozulmuştur, bunlar barışa karşıdır” şeklindeki sözleri de ayrıca düşündürücüdür.
Alevilerin barışa karşı olduğu iddiası kabul edilemez. Aleviler elbette barıştan, demokrasiden ve birlikte yaşamaktan yanadır. Ancak barış adına Alevilerin tarihsel hafızasının, yaşadığı acıların ve kaygılarının yok sayılması üzerinden dillendirilen barış söylemleri, inandırıcılığını yitirmektedir.
Bizim itirazımız insanların barışmasına, siyasi yapıların birbirleriyle görüşmesine veya ortaklaşmasına değildir.
Bizim itirazımız, bu yeni siyasi süreçlerde Alevilerin katline ortak olan İslami cihatçıların kahramanlaştırılarak yeniden tarih sahnesine sürülmesi ve bunun sonucunda Alevilerin yok sayılmasıdır.
Genel anlamda bir barıştan ve eşit yurttaşlıktan söz edilecekse, Aleviler kendi tarihleri, kendi hafızaları ve kendi gelecekleriyle bu masada yer almalıdır.
Çünkü barış, ancak herkesin kendisini güvende ve eşit hissettiği bir zeminde gerçek anlamına kavuşur.
Bugün yaşanan gelişmeler, gerçekleşen ittifaklar ve bu ittifakların ardından yapılan açıklamalar, Kürt siyasi hareketinin “Aleviler barış sürecinin tam da ortasındadır” yönündeki ifadelerini sorgulanır hâle getirmektedir.
Aleviler, başkalarının kurduğu ittifakların dışında, tarihin kapıları arasında bırakılmamalıdır.
Eğer gerçekten barıştan, demokrasiden, eşit yurttaşlıktan ve birlikte yaşamaktan söz edilecekse, Alevilerin de kendi kimlikleri, tarihleri, hafızaları ve gelecekleriyle bu sürecin gerçek ve eşit bir parçası olması gerekir.
Aşk ile Kalınız
Nurten Yalnız.

















































































