“Bir toplumun gerçek seviyesini anlamak istiyorsanız, alkışladığı insanlara ve susturduğu seslere (insanlara) bakın!” -Anton ÇEHOV-
Düşünce başka bir deyişle ifade özgürlüğü, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 19. maddesinde güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır. Aynı zamanda İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde güvence altına alınan düşünce özgürlüğü veya vicdan özgürlüğü eşitliğin, barışın ve demokrasinin temel ilkesidir. Bu anlamıyla düşünce özgürlüğü, insanın serbestçe düşünce ve bilgilere ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması (tehdit edilmemesi) ve edindiği düşünce ve kanaatleri tek başına ‘çeşitli yollarla’ serbestçe açıklayabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi (yazabilmesi) ve yayabilmesi anlamına gelmektedir.
Naçizane 20 yıla yakın bir zamandır yazdığım ve dile getirdiğim tüm konuları düşünce ve vicdan özgürlüğü kapsamında ele aldım. Yine bu kapsamda, “Alevi Dernekleri, Federasyonları, Vakıfları ve Cemevleri” içinde (son 5 yıl) olup bitenleri bireysel olarak değil, toplumsal olarak değerlendirerek; Yol değerlerimizin (İkrar, Rızalık, Cem, Semah, Lokma vb) içinin “makam, mevki ve çıkar” uğruna nasıl boşaltıldığını, “Cemevleri”nin %85’nin asimilasyona nasıl hizmet ettiğini ve Cemevi Dede’liği adı altında ikrar’dan ve rıza hukukundan nasıl uzaklaşıldığını yani Ocak, Pir ve Talip bağının nasıl yok sayıldığını; EDEP sınırları içinde, “Alevi diliyle” dile getirmeye ve yazmaya çalıştım. Yazdığım yazılarımda hiçbir kimseye çirkin söz söylemedim yani “hakaret ve küfür” etmedim, “iftira” atmadım ve “hedef” göstermedim. Yazılarım içinde yer verdiğim tüm resimleri ya kendim bizzat çektim ya da açık kaynaklar da temin ettim. Sonradan şekil vererek yani foto montaj yaparak amacından saptırmadım…
İnsan olan utanır, vicdanı olan üzülür, erdemi olan yanlışlara karşı çıkar…
İkiyüzlülük yaparak, birilerine şirin gözükerek ve yalan söyleyerek toplumu manipüle edenler ve de aynı zamanda menfaatleri (çıkarları) için eğilenler; ilkeli, doğru, dürüst, onurlu ve erdemli insanları sevmediklerini çok iyi biliyorum. Aynı zamanda kirli-çıkar düzenine bulaşanların, doğruyu söyleyen insanları değil; çıkar düzenine yalakalık edenleri (güzellemeler yapanları) baş tacı ettiklerini de biliyorum. Evet, bütün bunları bilerek; kendimce gerçekleri (doğruları) savundum, söyledim ve yazdım. Bu bilinçle 29 Haziran 2026 tarihinde kaleme aldığım “ASIL MESELE KOLTUK YA DA KOLTUKLARINIZ MI?” başlıklı köşe yazımda da her zaman olduğu gibi düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında görüş ve düşüncelerimi demokratik sınırlar içinde dile getirdim. Anladım ki, bundan önceki yazılarımda rahatsız olduğu gibi o yazımdan da birileri rahatsız olmuşlalar.
O yazı örneğinden olduğu gibi gerçekleri söylemenin, yazmanın ve birilerinin maskelerini düşürmenin bedeli olarak; son 5-10 yılda birçok kez sözlü ve fiziki olarak saldırıya uğradım ve tehdit edildim. Yakın zamanda (Sivas’ta, 02. 07. 2026) birilerinin “bam teline” dokunduğum yani “Arı Kovanına Çomak soktuğum” için yine sözlü olarak saldırıya uğradım ve tehdit edildim. Bir kişinin kimliği ne olur ise olsun ister Milletvekili ister Dede ister bir Dernek ya da Vakıf Başkanı olsun, hiçbir makam veya unvan hiçbir kimseye bir insanı tehdit etme, saldırma ve susturmaya çalışma yetkisini (hakkını) o kişi ya da kişilere vermez. Demokratik bir toplumda düşünce ve ifade özgürlüğü herkes için geçerli temel bir haktır. Bu hak, tehdit, saldırı veya baskıyla sınırlandırılamaz…
Sonuç olarak: hiçbir makam, hiçbir unvan ve hiçbir koltuk; rıza ile girerek ikrar verdiğimiz Yol’umuzdan daha değerli ve büyük değildir. Beni tehdit edenlere ve saldıranlara; Yol’a verdiğim ikrar aşkına diyorum ki, sizlere boyun eğeceğimi ve beni susturup yıldıracağınızı sanıyorsanız büyük yanılgı içindesiniz. Büyük yanılgı içindesiniz; çünkü bu Yol’a ikrar verip, onurlu ve erdemli yaşamı kendine ilke edinen insanlar; Yol’a verdikleri ikrar gereği gerçekleri dile getirmekten asla vaz geçmezler ve kendi makam ve koltuk hesapları uğruna toplumu manipüle edenlere de asla boyun eğmezler. Bu bilinçle bugünde ve yarın da kendimce gerçekleri (doğruları) yine savunacağım, yine söyleyeceğim ve yine hakikat aşk-ı ile yazmaya devam edeceğim.
Evet, düşünce ve vicdan özgürlüğü kapsamında, demokratik sınırlar içinde kalarak yazdıklarıma ve dile getirdiklerime tahammül etmeyip şahsıma saldıran ve tehdit edenlere, değerlerimizin içini boşaltıp asimilasyona kapı arayanlara, Cem’de Hakikat Meydanımızın bir hizmeti olan Semah’ımızı Semah ekibi adıyla “gösteriye” dönüştürenlere, Semah’ımızı ve Lokma’mızı günü kurtarmacı algılara “feda” edenlere, Dergâhları, Cemevlerini ve Vakıfları kimi siyasi partilerin miting (şov) alanına çevirenlere ve bütün bunlara göz yumanlara ve de kraldan çok kralcı olanlara; yüreğimdeki hakikat aşkıyla diyorum ki, dönüp bir aynaya bakın! Çünkü baktığınız ayna; ilkeli, onurlu ve erdemli duruşun bir bedeli ve değeri olduğunu ama ikiyüzlülüğün, kendini bilmezliğin, koltuk ve makam hırsına kapılmanın ve de menfaat karşısında eğilmenin hiçbir değeri ve kıymeti olmadığını sizlere gösterecektir.
Ne mutlu eğri zamanda doğru yerde durabilene… Gerçeğe Hü… Muhabbet ehline sevgiyle, aşk ile.



















































































