“Bilinç ve erdem insanın kendi varoluşuna karşı sorumluluğudur” -Erich FROMM-
Toplumsal bilinç, toplumda oluşan değerler sistemiyle var olur. Bu bağlam da insanı insan yapan, onun toplumsal bilincidir. Dona ZOHAR, “Kuantum Benlik” adlı eserinde, “Bilinç deneyimin aslıdır ve bilince hesap vermeyen bir felsefe ya da bilim dalı mutlaka tamamlanmamış yarım kalmış bir felsefe ya da bilim dalıdır” der. Bu doğru bir tanımlama olduğu kadar, yaşama dair tüm algılamalarımızı da bilincin süzgecinden geçirmemizi ve sorgulamamızı zorunlu kılan bir tanımlamadır.
Bilinç nedir? Bilinç, insanın varlığı, davranışları hakkındaki duyguları yoluyla, olayların farkında olma halidir. Ve de insanın kendisini, dış dünyayı, çevresini, çevresinde olup bitenleri bilme, algılama, fark etme, kavrama ve sorgulama durumu ve yeteneğinin özü de diyebiliriz. Kısacası bilinç; insan olmanın, farkındalığın ya da bireyin kendi varlığının farkında olmasını sağlayan süreçlerin bütünü olarak tanımlanabilir. René DESCARTES’ın yıllar yılı dillendirilen ama derinine pek inilmeyen “düşünüyorum, o halde varım” sözünü bu çerçeve içine alabiliriz.
İnsan; yaşadığı ve yaşamakta olduğu zaman ve mekân içerisinde düşünce dünyasını ve de verili olan her şeyi “neden”, “niçin” ve “nasıl” diye sorguladığı kadar bilinçlenir. Bu bilinçlenme doğrultusunda da kendini geliştirerek toplumsallaşır. Bir insanın bilinçli ya da bilinçsiz olarak değerlendirilmesinin ölçütü, asla kullandığı süslü kavramlar, sahip olduğu makam-mevki veya herhangi bir konudaki edindiği ansiklopedik ezber değildir. Okumuşluk düzeyi yani bitirdiği okullar da kişinin bilinçli olduğunu göstermeye yetmez. Kişi (insan) yaşama, yaşamda yani çevresindeki olup bitenlere dair nasıl bir anlamlandırma içerisindedir. Her şeyden önce yazdığıyla, söylemiyle, eylemiyle ve yaşam biçimiyle bir bütünlük (tutarlılık) içinde midir? O kişi için sevgi, saygı, ilke, erdem gibi insanı insan yapan değerlerin bir anlamı var mıdır? Tüm bu sorulara kişinin ilkeli yani net cevapları var ise ve bütün bunları anlamlı bir pratikle yaşamın dili haline getirebiliyorsa, yazdığıyla, söylemiyle, eylemiyle ve yaşam biçimiyle bir bütünlük (tutarlılık) içindeyse o kişi gerçekten bilinçli ve erdemli bir insan yani insan olan insandır.
Erdem nedir? Erdem kavramı, felsefe tarihinin başlangıcından beri var olan bir kavramdır. “İnsan yaşamının anlamı nedir?” sorusuna verilen cevap başlangıçta “erdemli olmak” olarak belirtilmiştir. Bu anlamıyla Friedrich HEGEL, “erdem varlığın bilincidir” der. Evet, erdemli olmak demek, kendini bilmek demektir. Aynı zamanda erdemli olmak iyi yürekli, alçakgönüllü, adil, dürüst ve de güvenilir olmaktır. Büyük bilge KONFÜÇYÜS, “en büyük erdem, insanın iyiliğe doğru çaba göstermesi ve vicdanının sesini dinlemesidir” diyor. Kısacası erdemli insan, iyilik iyidir ilkesinden hareketle iyiliği ve güzelliği yaymaya çalışan, barış için çaba harcayan ve toplumun çıkarını kendi kişisel çıkarının üzerinde tutan insandır.
Kendini bilmekten uzak, içerisinde bulunduğu zamanı ve mekânı, kendisinin bu mekânda bulunuş sebeplerini sorgulama ve anlamlandırma gereği görmeyen. Günü birlik (günü kurtarma derdinde) akış içerisinde devinip (tepinip) duran. Kendini var eden değerleri yitirmiş insan; bilinçli ve erdemli bir insan değil, başkalarının ezberiyle yaşayan ve bu ezberlerin sıradan taşıyıcılığını yapmaktan öteye gitmeyen, sadece ve sadece makam-mevki ve çıkar ilişkileri üzerinden kendi varlığını devan ettirme derdinde olan bir insandan başka bir şey değildir. Kendi varlığını devan ettirme derdinden başka bir derdi olmayan, özünü yitirip kendi değerlerine sırtını dönüp inkâr eden, kişisel çıkarları için toplumsalın değerlerini kirli siyasetin aracı yapan kötü bilinçtir yani kötü insandır.
Kendi değerlerine sırtını dönmeyen, kişisel çıkarları için toplumsalın değerlerini kirletmeyen ve doğaya zarar vermeyen bilinç topluma faydalı iyi bilinçtir yani iyi insandır. Zira kendini bilmeyen ve makam-mevki ve de kişisel çıkar derdinden başka bir derdi olmayan insanla yol yürünmez! Toplumsal değerlere faydalı olma iddiası taşıyan insanla yoldaşlıkta yapılır ve yolda yürünür. Bu anlamıyla da kendi var oluşunun özüne uygun yaşayan, sorgulama ve üretme gücüne sahip, kendini bilen, hakikat derdi olan, adil, dürüst, güvenilir, erdem sahibi insanla yapılan yol yürüyüşü büyük bir heyecanla yürünür. Büyük bir heyecanla ve birliktelik duygusuyla yürünen o yol yürüşüşü sonuçta başarıya ulaşır.
Evet sorumluluk bilinciyle “sorumluluk ciddi iştir” özdeyişini de unutmadan, içerisinde bulunduğumuz mekânda (kurumda) yerine getireceğimiz hizmeti içten ve samimi duygularla yerine getirmek ikrar ve rıza hukuku esasının gereğidir. Aynı zamanda ikrar ve rıza hukuku esasının gereği olarak kişisel çıkar derdine düşerek, toplumsalın değerlerini kirli siyasetin aracı yapan ikiyüzlüleri ve de genişleyerek bir kartopu gibi büyüyerek varlığını sürdüren çürümüş-kirli-paslı çarkı sorgulamak bilinçli ve erdemli olan her insanın görevidir. Sevgiyle. Aşk ile.



















































































