Canlarımızla Birlikte Geleceğimizi Düşünmenin Zamanı Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) genel kurulunun, edindiğim bilgilere göre 2027 yılının Mayıs ayında yapılması planlanıyor.
Önümüzde önemli bir süreç var. Bu süreçte hepimizin kendimize sorması gereken bazı sorular olduğunu düşünüyorum.
Alevi kurumlarımızı nasıl bir geleceğe taşımak istiyoruz?
Birbirimizi kırarak, ayrışarak mı yol alacağız, yoksa eksiklerimizi görüp birbirimizi anlayarak yeniden bir araya mı geleceğiz?
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek istiyorum.
Genel kurulda delege olan her canımızın, AABF’nin herhangi bir organında görev almak, aday olmak ve yönetime talip olmak en doğal demokratik hakkıdır. Hiç kimse, hiçbir makam ve hiçbir yönetim bu hakkı engelleyemez. Farklı düşünmek, eleştirmek ve değişim istemek düşmanlık değildir. Tam tersine, kurumlarımızı sahiplenmenin ve onlara karşı sorumluluk duymanın bir göstergesidir.
Bir Kızılbaş Alevi kadını olarak, Alevi toplumunun yaşadığı sorunları gördükçe ve kurumlarımızda yaşanan ayrışmalara tanıklık ettikçe kendi düşüncelerimi paylaşmak zorunda hissediyorum. Çünkü söz konusu olan yalnızca bir federasyonun yönetimi değildir. Söz konusu olan inancımız, kültürümüz, birliğimiz ve çocuklarımıza bırakacağımız gelecektir.
Canlar, hepimiz biliyoruz ki geçmişte de Alevi kurumlarımızda tartışmalar yaşandı. Farklı düşünceler ortaya çıktı, genel kurullarda adaylar yarıştı, zaman zaman sert tartışmalar da oldu. Ama bütün bunlara rağmen bir arada durmayı, aynı sofraya oturmayı, aynı lokmayı paylaşmayı ve ortak mücadelemizi sürdürmeyi büyük ölçüde başardık.
Peki, bugün neden birbirimize bu kadar uzak düştük?
Son yıllarda kurumlarımızda yaşanan sorunlar, kırgınlıklar ve ayrışmalar hepimizi düşündürmeli. İnancımızın özünde bulunan rızalık, paylaşma, eşitlik ve dayanışma değerlerini ne kadar yaşatabiliyoruz? Birbirimizi dinlemek yerine suçlamayı, sorunları konuşarak çözmek yerine birbirimizden uzaklaşmayı ne zaman bu kadar normal görmeye başladık? Bence artık bu sorularla samimiyetle yüzleşmenin zamanı geldi. Kurumlarımızı kurarken amacımız neydi?
İnancımızı yaşatmak, kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmak, çocuklarımıza kim olduklarını anlatmak ve toplum olarak bir arada durabilmek değil miydi?
O hâlde bugün kendi aramızda yaşadığımız sorunlar yüzünden gençlerimiz kurumlarımızdan uzaklaşıyorsa, canlarımız birbirine güvenmekte zorlanıyorsa, burada hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir durum var demektir.
Bunları söylerken kimseyi kırmak ya da kişisel bir hesaplaşmaya girmek istemiyorum. Amacım, yaşadığımız sorunları görmezden gelmeden, birbirimizi incitmeden konuşabilmek ve ortak geleceğimiz için bir çıkış yolu aramaktır.
Elbette gündeme gelen yolsuzluk iddiaları, yönetimin uygulamalarına yönelik eleştiriler ve bazı tutumların hukuka uygunluğu konusundaki tartışmalar da görmezden gelinemez.
Bu konuların açıkça ele alınması, gerekli açıklamaların yapılması ve gerçeklerin ortaya çıkarılması gerekir. Ciddi iddiaları görmezden gelmek doğru değildir. Kurumlarımızda güveni yeniden oluşturmanın yolu, şeffaflıktan, adaletten ve hesap verebilirlikten geçer.
Beni asıl üzen ise farklı düşüncelere sahip canlarımızın zaman zaman karşı karşıya getirilmesi ve yönetime aday olmak isteyen insanların ağır ithamlarla karşılaşmasıdır. Oysa aynı inancın, aynı kültürün ve aynı toplumsal mücadelenin insanlarıyız. Bir canımızın aday olması neden bir tehdit olarak görülsün? Bir canımızın eleştiri yapması neden düşmanlık olarak algılansın? Kimse unutmasın: AABF hiçbir kişinin, hiçbir grubun ve hiçbir yönetimin özel mülkü değildir. Bu kurum hepimizin emeğiyle, katkısıyla ve yıllar boyunca verilen mücadeleyle bugünlere gelmiştir.
Yönetimler gelir ve gider, geride kalan ise kurumlarımız ve onların taşıdığı değerlerdir. Bu nedenle yaklaşan genel kurulu yalnızca kimin seçileceği üzerinden değerlendirmemeliyiz. Bence asıl mesele, nasıl bir yönetim anlayışı istediğimizdir.
Birbirini dinleyen, farklı düşüncelere saygı gösteren, eleştiriye açık olan, mali konularda şeffaf davranan ve yaptığı çalışmaların hesabını canlarımıza verebilen bir yönetim anlayışına ihtiyacımız var. Makamı bir güç ve ayrıcalık olarak değil, hizmet etmenin bir sorumluluğu olarak gören insanlara ihtiyacımız var.
Yaklaşık 15 yıldır yönetimde bulunan kadroların ve mevcut yönetim anlayışının, biriken sorunlara çözüm üretip üretemediğini de samimiyetle değerlendirmeliyiz. Bu kadar uzun bir sürenin ardından hâlâ ciddi sorunlar, kırgınlıklar ve güvensizlikler yaşanıyorsa, artık bazı şeyleri değiştirmek gerektiğini düşünmek en doğal hakkımızdır. Elbette mesele yalnızca isimleri değiştirmek değildir. Asıl mesele, anlayışı değiştirmektir. Aynı sorunları doğuran bir anlayışla yeni bir başlangıç yapmak kolay değildir. İhtiyacımız olan, geçmişin hatalarından ders çıkaran ve herkesi kucaklayabilen bir yönetimdir.
İşte bu noktada genel kurul delegelerimize büyük bir sorumluluk düşüyor. Verecekleri karar yalnızca yeni yöneticileri belirlemeyecek; aynı zamanda AABF’nin önümüzdeki yıllarda nasıl bir yol izleyeceğini de etkileyecek.
Canlarımızdan ricam, tercihlerini yaparken kişisel yakınlıkları ya da grup çıkarlarını değil, Alevi toplumunun ortak geleceğini düşünmeleridir. Toplumumuzdaki kırgınlıkları giderebilecek, insanlarımızı yeniden bir araya getirebilecek, kurumlarımızın itibarını güçlendirebilecek kadrolara fırsat vermeleridir.
Çünkü bugün en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimize sırtımızı dönmek değil, birbirimizi yeniden anlayabilmektir. Birbirimizi susturmak değil, birbirimizi dinleyebilmektir. Ayrışmayı büyütmek değil, ortak değerlerimiz etrafında yeniden buluşabilmektir.
Canlar, hiçbirimiz bu kurumların sahibi değiliz. Hepimiz bu büyük emeğin bir parçasıyız.
Bizi bir arada tutan şey makamlar ya da kişiler değil; inancımız, kültürümüz, ortak değerlerimiz ve birbirimize duyduğumuz güvendir. Eğer bunları koruyamazsak, en güçlü kurumlarımız bile zamanla anlamını yitirebilir.
Ben inanıyorum ki hâlâ birbirimizi anlamak, kırgınlıklarımızı gidermek ve yeniden ortak bir yol bulmak mümkün. Bunun için önce kendi içimizde samimi olmalı, yanlışlarımızı kabul etmeli ve değişimden korkmamalıyız.
AABF Genel Kurulu bu açıdan hepimiz için önemli bir fırsattır. Bu fırsatı yeni tartışmaların ve yeni kırgınlıkların başlangıcı hâline getirmek yerine, temiz bir sayfa açmak için değerlendirmeliyiz.
Dileğim odur ki genel kuruldan sonra hiçbir canımız kendisini dışlanmış hissetmesin. Hiçbir canımız düşüncesinden dolayı susturulmasın. Hiçbir aday, farklı bir görüş taşıdığı için ötekileştirilmesin. Hepimizin kendisini bu kurumun eşit ve değerli bir parçası olarak hissedebildiği bir ortam yeniden kurulabilsin.
Çünkü bizim yolumuzun özünde rızalık, eşitlik, paylaşma ve insanı insan olduğu için sevmek vardır. Gelin, bu değerleri yalnızca sözlerimizde değil, kurumlarımızın işleyişinde ve birbirimize karşı tutumlarımızda da yaşatalım. Geçmişte yaşananlardan ders çıkaralım, birbirimizi daha fazla kırmadan sorunlarımızı çözelim ve çocuklarımıza ayrışmış değil, bir arada durmayı başarmış bir Alevi toplumu bırakalım.
Yolumuz bir, dileğimiz bir olsun. Birliğimiz güçlensin, kurumlarımız yeniden canlarımızın güven duyduğu ve sahip çıktığı yerler hâline gelsin.
Aşk ile Kalınız

Nurten Yalnız


















































































