İkrar ve rıza esasına dayanan Hakikat Yol’u (Alevilik); insanı insan yapan ve insanın kendisini bilmesini sağlayan değerler (akıl, erdem, ahlak, vicdan, hak, hukuk, adalet) bütününü merkeze koyarak insanın kendisini bilmesini sağlar ve yaşam biçimini belirler. Yol’un öğütlediği yaşam biçimini kendine esas alan Talib Can, doğru, dürüst, vicdanlı, onurlu, ilkeli ve erdemli (EDEB’Lİ) olur. Arsızın, hırsızın, çıkarcının, ikiyüzlünün, düşkünün, vicdansızın kısacası haksızın karşısında durur. Kendine ve Yol’a verdiği ikrara sadık kalarak; her daim kendi özünü dâr’a çekerek, Yol diliyle konuşup gerçekleri dile getirir ve yazar.
SÖYLEMLERİM DE VE YAZILARIMDA RAHATSIZ OLAN “GÖLGESİZ”LERE CEVABIMDIR.
20 yılı aşkın bir süredir yazmaya çalışıyorum. A Kurumunda, B Kurumunda nemalanmak diye ya da şu “Alevi Kurumu”, şu “Belediye” beni Kitap Fuarına çağıracak ya da çağırmayacak diye bir derdim hiç olmadı, olamazda. “Birilerinin gölgesi altına girenin kendi gölgesi olmazmış” bilinciyle, yazın hayatım süresi içinde ‘birilerinin gölgesi altına hiç girmedim’ ve hiçbir kurumun ya da kişinin “kalemşorlüğünü” de yapmadım. Kendime, Yol’a ve pir’ime verdiğim ikrara sadık kalarak; sadece ve sadece doğru bildiğim gerçekleri hakikat aşkıyla dile getirmeye çalıştım ve bugün de aynı şeyleri yapıyorum.
Toplumsal konularda konuşurken ve yazarken, birilerine şirin gözükeceğim ve yaranacağım diye o konuyu eğip bükmüyorum yani evirip çevirmiyorum. Yani birilerine şirin gözükme ve yaranma derdine düşmüyorum. Günün koşulları diyerek, şehirleşme diyerek; kendi çıkarıma (menfaatime) göre çeşitli gerekçeler üreterek Yol değerlerinin içini boşaltmıyorum. Vicdanımı terk edip birlerine güzellemeler de yapmıyorum. En önemlisi de ikiyüzlülük yapıp toplumu manipüle ederek yanlış yönlendirmiyorum.
Kendimi bildim bileli doğru yaptığım şeyi yaparak; ideolojisi olmayan, ilkesi olmayan, kendi bireysel çıkarı dışında bir şey düşünmeyen, güce tapan kişiliklerden de uzak durmaya çalışıyorum. Yaşam biçimimle, pratiğimle, söylemimle ve yazdıklarımla bir birlik ve uyum içinde takiye yapmadan Yol’un ilke (EDEB) ve esaslarına uymaya çalışıyorum. Kendime ve Yol’a verdiğim ikrara sadık kalarak; nasıl yaşıyorsam, nasıl düşünüyorsam, öyle konuşuyor ve yazıyorum. Çünkü hiçbir kimseye ya da kuruma şirin gözükme ve yaranma ve de bir yerler de nemalanma diye bir derdim de yok…
Sonuç olarak: yaptığımız en küçük eleştiriye dahi tahammül etmeyen “gölgesiz”lere diyorum ki; Hızır’ın aklı, doğanın, vicdanın ve kendini bilmenin aklıdır. Doğanın, vicdanın ve kendini bilmenin aklı olan Hızır’ın aklı, haklının (doğrunun) yanında, haksızın (arsızın) karşısında olma aklıdır. Naçizane ben bu bilinçle; Hızır aklıyla düşünüyorum, Hızır aklıyla söylemde bulunurum ve Hızır aklıyla yazıyorum. Varın şimdi siz kafanızı (vicdanınızı) iki elinizin arasına koyun ve bir düşünün. Sonra kendinizi bir sorgulayın, kendi eksiğinizi (kusurunuzu) görün, bizler neler yaptık ya da neler yapmadık deyin ve kendi özünü dâr’a çekin ve bir özeleştiri yapın… Sevgiyle. Aşk ile.


















































































