“Gerçekler ve doğrular ancak ve ancak dik durularak savunulur.” –DERVİŞ-
Hace (Hace; ilim sahibi, yol gösterici- rehber) Bektaş Veli Dergâh’ı Padişah II. Mahmut döneminde (1826) baskılanır ve Dergâh’a 2 tane Nakşi Şeyh’i atanır. Bu 2 Nakşi Şeyh’i yaklaşık 40 yıl burada kalırlar. Yine Padişah II. Mahmut çıkardığı 11 Ocak 1827 tarihli fermanla, Anadolu’daki bütün Bektaşi tekkelerinin türbe mahalleri hariç bütün binalarının yıktırılmasını; eşya, emlak ve diğer gelirlerine el konulmasını emreder. (Geniş Bilgi İçin Bknz: https://piryol.com/makale/tarihi-gerceklerle-yuzlesmek.html?) Bu süreçte birçok Bektaşi Tekkesi Cami’ye dönüştürülerek Nakşibendi tarikatına mensup Şeyhlerin idaresine bırakılır. 1834 yılında da Dergâh Avlusunun doğu köşesine bir Cami inşa edilir. O Cami bugünde orada varlığını devam ettiriyor.
Padişah II. Mahmut‘un vefatı üzerine oğlu I. Abdülmecid, 1 Temmuz 1839 tarihinde tahta çıkar. Padişah I. Abdülmecid (1839-1861) bu dönemde Bektaşi Dergâhlarında azda olsa canlanmalar olur. Sultan I. Abdülmecid’in vefatından sonra tahta kardeşi Sultan Abdülaziz (1861-1876) tahta çıkar. Bu süreç sonunda Ali Celalettin Çelebi’yi Dergâh’ta Postnişin olarak görüyoruz. Dergâh, o yıllarda Padişah Abdülaziz’in İstanbul’dan gönderdiği mimarlar tarafından, Postnişin Ali Celalettin Çelebi’nin nezaretinde onarım (tadilat) çalışmaları yapılır. Hace Bektaş Veli Dergâh’ı, bütün bu gelişmelerle kendini 1920’li yıllara taşır.
Hace Bektaş Dergâh’ı Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında üstüne düşeni yaparak kuruluşa maddi ve manevi olarak katkı sunar. Faka 30 Kasım 1925 tarihinde yürürlüğe giren 677 Sayılı Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin kapatılmasına dair kanunla yasaklanıp kapatılır, kapısına kilit vurulur ve mallarına el konulur. Aynı zamanda bu kanunla bazı (Babalı, Dedelik, Çelebilik, Babalık ve Dervişlik gibi) unvanların kullanılması da “üfürükçülükle ve falcılıkla” eşdeğer görülerek yasaklanır. Adeta Padişah II. Mahmut’un 1826’da yaptıkları tekrarlanır. Yapılan bu adaletsizlikler de “ilerleme-çağdaşlaşma” girişimi olarak topluma sunulur. Bu süreçte topyekûn olarak “Alevilere” yönelik asimilasyon, manipülasyon (güdümleme), inkâr ve baskı politikaları devreye konulur. Cem’ler basılır (1930’lar), insanlar tutuklanırlar.
1935 yılına gelindiğinde 677 Sayılı Kanun’la kapatılan Hace Bektaş Dergâh’ının, Vakfiyeleri 05 Haziran 1935 tarih ve 2762 sayılı yasa ile Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilir. Genel Müdürlük; Vakıf emlâk ve arazilerini satarak paraya çevirir. Vakıflar Genel Müdürlüğü, 1960’lı yıllarda Dergâh’ı Kültür Bakanlığı bünyesine verir. (Geniş Bilgi İçin Bknz: https://piryol.com/makale/tarihi-gerceklerle-yuzlesmek.html?) Devamında yasaklı olan Dergâh; Etnografya Müzesi biçiminde düzenlenerek, 16 Ağustos 1964 tarihinde müze olarak ziyarete açılır. 1925’te, 677 Sayılı kanunla yasaklanıp kapatılan Dergâh’a Dergâh’ın sahipleri ve tüm ziyaretçiler Son 6-7 yıla biletle girdiler.
Sonuç olarak: 677 Sayılı Kanun halen hala yürürlüktedir ve Hace Bektaş Dergâh’ı, Kültür bakanlığına bağlı olarak müze statüsündedir… Gerçek böyle iken, halen yasaklı ve Müze statüsünde olan Hace Bektaş Dergâh’ının nasıl ve ne zaman ve de kimler tarafından 677 Sayılı Kanun’la yasaklandığını sorgulamadan ve sonraki yıllardaki olup-bitenleri dile getirmeden her yıl 16 -17 Ağustos tarihinde Dergâhlarımızı geri istiyoruz demek inandırıcı ve yerinde bir talep midir? Aynı zamanda 1925 yılında 677 Sayılı Kanun’la getirilen yasağın üstünü örtmek açıkça bir manipülasyon değil midir?


















































































